13 Ocak 2011 Perşembe

SEVGİLİM SENİ ÇOK ÖZLEMİŞİM

01 Mart 2010 Pazartesi
Dün bir şey yaptım ve sevgilimle buluştuk, üstelik tam 35 yıl sonra. Bunu alenen evdeki herkese söyledim açık yüreklilikle. Çok özlemiştim onu ve hiçbir şey umurumda değildi. Bu sefer kesin kararlıydım, asla yolumdan dönmeyecektim.
Hafta ortası karar verdim buluşmaya. Kaç haftadır hava soğuk, yağmurlu, kar yağıyor diye çeşitli bahanelerle atlatıyordum kendisini. İnternetten bir gurubun Pazar günü sevgilileri ile Burgaz adasına gideceklerini öğrendiğimde hava raporlarına baktım. Hafta sonu hava açıktı. Tamam dedim bizde geliyoruz. Hafta sonuna doğru raporlar değişti, yağmur ve soğuk hava bilgileri geldi ama artık söz ağzımdan çıkmıştı. Geriye dönemezdim. Cumartesi günü gidip uzun araştırmalardan sonra görüp beğendiğim hafif yağmurluğu satın aldım.



Pazar sabahı kalkıp kahvaltımı yaptım, traş oldum, deodorantımı ve parfümümü sürüp usulca evden sıvıştım. Serap ve Atakan hala uyuyorlardı. Evin bir sokak ötesinde sevgilimle buluştum. Hiç bir şey ayrıldığımız günkü gibi değildi. Nede olsa aradan geçen zaman bizi birbirimize yabancılaştırmıştı. Onu bilmem ama ben çok heyecanlı bir o kadar da çekingendim.
Sahil yolundan koştura, koştura Kabataş iskelesine doğru yola çıktık. Gurup şefinin yazdığına göre gemi 9.30 da kalkacaktı. Biz saat 9.15 te iskeleye varmıştık. Gerçi biraz çamurlanmıştık ama olsun, gemiye yetişmiştik ya. Gişe görevlisine Adalara gemi buradan mı kalkıyor diye sordum. Evet dedi. İskeledeki gemi mi gidecek dedim. Hayır dedi başka gemi gidecek. Ortalıkta bizden başka kimse yoktu. Herhalde en erken biz geldik dedim. İskelenin bekleme salonu da boştu. Salona bakarken ışıklı panoda Adalar 9.10 yazısını gördüm. Görevliye gemi kalktı mı diye sordum. Hınzırca gülümseyerek evet dedi. Bir sonraki gemi ne zaman diye sordum. 10. 30 diye yanıtladı. Artık geri dönemezdik mutlaka gitmeliydik. Dolmabahçe sarayının yanından denizi seyrettik, dolaştık, vakit geçirdik.
Gemiye binerken turnikeyi açan görevli “Abi Belgrat ormanlarından mı geliyorsun?’’ diye sordu. Yok dedim. Evden geliyorum. Bir saat yirmibeş dakikalık seyahatten sonra adadaydık.
Hızla yola koyulup uçarcasına ilerledik. Ada küçüktü ve gurubu yakalayacağımı düşünüyordum. Son yıllarda bu adaya hep denizden gelmiştim ve adanın içini bilmiyordum. Şansımız yaver gitti ve az sonra gurubu yakaladık. Tanışma faslından sonra tekrar yola koyulduk.
Ada sakindi, yollar boştu. Kıyı, kuytu bir yer bulmayı beklemeden yolda okşaşmaya, öpüşmeye, sevişmeye başladık. Her ikimizde zevkin doruklarına çıkmıştık. Yer, yer nefes, nefese kalıyor durp dinlenmek zorunda kalıyordum. Tabi sadece ben değil diğerleride aynı durumdaydılar. Çoğu kez ise nefesim kesilmesi pahasına sonunu getiriyordum. Kalbim adeta kafesini parçalayıp kaçmak isteyen bir kuş gibi göğüs kafesimin içinde delicesine çarpıyordu. Gözlerim kararıyor, bayılacak gibi oluyordum. Tamam benden pes yeter artık dediğimde dayanamayıp yeniden başlıyordum. Benden bu performansı beklemiyor olacaklar ki bir tanesi “Abi ne zamandır bu işi yapıyorsun’’ diye sordu. Daha önce son kez 1972 yılında yapmıştım. Bu yakında ilk kez dedim. Uzun zamandır yapmıyordum. “Göründüğün gibi değilsin performansın ve kondisyonun çok iyi’’ dedi. Teşekkür ettim. Sonra çok saçma dedim. Birde elin röntgencisine teşekkür ettim sanki bizi gözleyip takdir etmesi marifetmiş gibi. Gün boyu performans gösterdim. Yoruldum. İskelede soluklanıp çay içtik.
Sonunda adadan ayrılma vaktimiz geldi. Bostancıya gidecek gurupla vedalaşıp Kabataştan gelen gurupla gemiye bindik. Kabataşta gemiden inince bundan sonraki ilk gezide yeniden buluşmak üzere vedalaştık.
Üstümdeki eşorfman çamur içindeydi ama arkası daha önünden bin beterdi. Sırtım çamurdan kiloduma kadar ıslanmıştı. Karar verdim eğer bundan sonra bu sevişmelere katılacaksam sevgilime yani bisikletime bir çift çamurluk almam lazım. Askerde olsak komutan şöyle derdi: “Bisiklete çamurluk alınacaaaaaaaaaak, alllllllll!’’ Alalımda önce araştırma yapıp iyi ve işlevini yapacak bir çamurluk bulmak lazım. Sonra da bütçe ayırmak lazım.