13 Ocak 2011 Perşembe

ERİKLİ ŞELALESİ VE DELMECE YAYLASI

27 Haziran 2010 Pazar
Sabah Eminönünden Turyol motoru ile tura katılacak 9 kişi yola çıktık. Sultan Ahmet Camisine vuran güneş yapının altın gibi ışımasına neden olmuştu.




Diğer tarafta ise topkapı Sarayı tüm ihtişamı ile tepeden Boğaz girişini gözlüyordu. Selam verdim saraya, yeni yetme taze bir kız gibi mahçup bir gülümseme ile selamıma karşılık verdi.

İşte Eminönünden tekneye binen katılımcıların bazıları.


Kadıköyden binenlerle kalabalıklaştık ve daha bir kaynaştık. Herkesin gözü birilerini arıyordu. Benimkide elbette Selçuğu. Kendisine geçen hafta söz verdiğim bileğimdeki Beşiktaş bilekliğinin bir eşini alıp hediye ettim. Kendisi ile Kapıdağ turundan beri iyi bir dostluk kurduk. Şamata gırgır ve bağırış çağırışlarla yüksek perdeden yaptığımız sohbet başka yolcuları rahatsız edip yavaş olun diye uyarmaları ile geçen yolculuk teknenin Çınarcığa yanaşması ile son buldu.


Her turda adet olduğu üzere bu turada Atatürk heykelinin önünde toplu fotoğraf çektirerek başladık. Aramıza yeni katılanlar ve uzun bir aradan sonra katılanlar vardı.Bursadan ve Yalovadan gelenler bizi iskelenin önündeki meydanda bekliyorlardı. Anlam veremediğim bir talep vardı bu tura. Demek ya herkes bu turu bekliyordu veya son tur olduğu için ilgi yüksekti.

Mert geçen haftaki turdan dönerken hava sıcak turu erteliyelim deyince Selçukla beraber yapalım diye tutturduk. Mert bir şartla kabul ederim sen arka takım kaptanı olursun dedi. Kerhen kabul ettim. Bu hafta nasıl çalıştığını bile bilmediğim telsizi elime tutuşturup kısa bir kullanma birifingi verdi ve yola çıktık. Aslında hep gurubu en arkadan fotoğraflamak istemiştim. Bu fırsatı bulunca peş peşe birkaç kare çektim.




Çınarcıktan çıkıp kendimizi doğanın kollarına henüz bırakmıştık ki soldaki akar suyun birikip minik bir göl oluşturduğu manzarayı görünce hemen durup makinemi elime aldım. Nasıl olsa arka takım kaptanı olduğumdan kimseye haber verme gereksinimimde yoktu ve benim yüzümden gurupta yavaşlamazdı. Önümdeki Erdalda durup gölün kenarında poz verdi.

Antalyadan gelip bizimle bu tura katılan Elifin babası Mustafa Yiğitde objektifimden kaçamadı.

Sağ olsun Erdalda beni görüntüledi. Hatta bana torpil geçip 2 poz çekti.


İşte sözünü ettiğim gölet.

İleride yol kenarında kovanlar vardı ve köylüler masalar üzerine dizdikleri balları satıyorlardı. Çam balı, çiçek balı, kestane balı diye etiketler vardı. Bu tezgah çok ilgimi çekti. Ağacın dalına bal almakta kullandıkları elbiseyi asmışlardı.



Sonunda Mert bir yerde durdu ve ben arkadan gurubu toplayarak geleceğim, bundan sonra özgürsün önden istediğin gibi çıkabilirsin dedi. Bu çok hoşuma gitti. Yol hala düz olarak devam ediyordu. Yalnız

Mert viteslerinizi en düşüğe alın diye uyarmayıda ihmal etmedi.

Yol düzdü ve ben öne geçmiştim. Hiç işim olmazdı düşük vitesle. Bastım pedallara bir süre tempolu bir şekilde sürdüm. Derken bir virajla beraber yokuşta başladı. Vitesi küçültmeye başladım. İş ön aynayı küçültmeye gelince ayna 2 den bire düşmüyordu. Bu turda kullandığım bisiklet eşime aldığım ama maalesef beğenip kullanmadığı bisikletti. Hiç binilmediği için doğal olarakta hiçbir ayarı yaptırılmamıştı. Ön ayna küçülmeyince arka rubleyi sununa kadar küçülttüm. Uğraş Allah ön ayna 1 e düşmüyor. Sonunda nazlı bir şekilde geçti ama bende bittim. Biraz daha tırmandıktan sonra bir gölgede mola verdim. Peşimden gelenlerden duranlarda oldu devam edenlerde. İlk kez bizimle birlikte tura katılmak için Yalovadan gelen Birol, ardından Özkan, Bursadan gelenAhmet, Yalovadan katılan Muazzez ve İhsan durmayarak devam ettiler. Başka edenlerde oldu ama onlardan birisinin lastiği patladığından az ileride mecburi mola verdi. Erdalda kendisine yardım için durmuştu .



Artık kopmalar olmuş ve küçük guruplar halinde tırmanış sürdürülüyordu. Benim bulunduğum gurupta Selçuk, Atakan ve Elif vardı. Önümüzdekiler bizden uzaklaşmışlardı, arkamızdan gelende görünmüyordu.




Bir yerden sonra ben hızımı arttırıp guruptan koptum. Az sonra tırmanış sona erdi ve yol inmeye başladı. Önce acaba yanlış mı gidiyorum diye telaşa kapıldım. Sonra dere aşağıda olduğuna göre şelalede aşağıdadır dağın tepesinde olacak hali yokya dedim. Devam ettim. Sonunda 1. Noktaya gelmiştim. İşte Erikli şelalesi. Delmece yaylasına daha 11 km yol var. Telsizi olan ve benden ileride olan Muazzezi arayarak nerede olduklarını sordum. Delmeceye doğru devam ettiklerini ve 3 kişi olduklarını söyledi. Demek Birol ile Özkanda onlardan kopmuşlardı.



Arkadan gelenleri beklemek için yol kenarında oturup fotoğraf çekmeye başladım.









Bu arada 10 dakika geçti. Canım sıkıldı ve Delmece yaylasına devam etmeye karar verdim. Hazırlıklarımı tamamlayıp çantımı sırtıma takmıştım ki arkadan gelen gurup göründü.

Yukarı devam edeceğimi söyledim. Bazıları geliyoruz dediler, bazıları gelenleri bekleyeceğiz dediler. Yola çıktım. Selçukta peşimden. Sevimli inekleri görünce durup fotoğrafladım.


Az ilerde dağdan akan suyu görünce hem fotoğraf çekmek hemde mataramı doldurmak için durdum. Fotoğraf çektim ama suyu içmekte kararsız kaldım.

Selçuk göründü. Bu su içilirmi diye sordum, bilmiyorum diyerek durmadan devam etti. Beni geçmek için durmamı fırsat bildi. Mataramı doldurup suyu içtikten sonra pedallara asıldım. Bu yol iki etaptan oluşuyor. Erikliye kadar olan tırmanış ne kadar dik ve yorucu ise Delmeceye olan tırmanış o kadar yumuşak ve insanı sürat yapmak içi kışkırtıyor. Mert tur duyurusunda performansına güvenenler Delmeceye devam edecek demişti. Oysa Erikliye performansı yetip tırmanan Delmeceye haydi haydi tırmanabilir.

Bir sapakta Selçuk yanlış yola sapmamak için durmuş. Birlikte Delmeceye devam ettik.

Delmeceye geldiğimizde biz daha yol var zannıyla basıyorduk. Sağ taraftan tanıdık bir ses arkadaşlar buradayız dedi. Durduk, Muazzezmiş. Gözleme yiyorlarmış, daha doğrusu yemek için bekliyorlarmış. . Bende bizim siparişleride verin dedim. Şu ilerideki bayraklara kadar gidip dönün dediler. Daha ilerisi yok mu diye sordum. Var istiyorsanız gidin dediler. Birbirimize bakıp sulh imzaladık. Bayrakların olduğu yere gidip fotoğraf çektirdik. Selçuk bisikletini havaya kaldırdı.

Olmadı deyip bisikleti dahada havaya kaldırttım.

Burasının coğrafyası gibi yayla evleride tipik Karadeniz yapısı. Karadenize gidemeyenlere öneririm. Haftaya yayla şenlikleride varmış. Konaklamalı gidilebilir.



Selçukta beni görüntüledi.


Yaklaşık 13 kg lık Trek ancak bu kadar havaya kalkıyor.

İştahla bizi bekleyen gözlemeleri yemek için geri döndük.


Bu arada yeni gelenler oldu.














Ben yukarıdaki fotoğrafları çekip geldiğimde bizim gözlemeler hala ortada yoktu. Bu aile Artvinliymiş ve gördüğünüz hanım çocukları ve kocası ile İtalyada yaşıyorlarmış. Buraya tatile gelmişler. Kadın Selçuğun üzerindeki formayı görünce biz İtalyada İtalya bisiklet turunu TV de izliyoruz dedi. Selçukta bildiği birkaç İtalyanca kelime ile onlara Dil konusundaki bilgisini gösterdi. Her ne kadar çocuklar ne dediğini anlamasalarda kadın anladı. Bence anlaşamamazlık fonetik eksikliğinden kaynaklandı. Yani Selçuğun Türkçe telaffuzlu İtalyancasından.



Bizden sonra gelenler dahi 2 şer gözleme yemelerine rağmen biz hala bir tane yemek için bekliyoruz. Kadının eli çok ağır ve kesinlikle siparişe uymuyorlar. Kapan götürüyor. Adamlar yedi içti hamak keyfine bile başladılar.


Erdal bana açlığımı unutturup bir gözleme daha kapabilmek için hamağa yatırıp fotoğrafımı çekti. Ama bende uyuyacak göz var mı?


Özkan gözlemeler ve çayla karnını iyice doyurduğundan keyfine diyecek yok.

Birolda öyle.

Bahçedeki çiçekler çok güzeldi. İnsan kendisini kendi bahçesinde hissediyor.

Gözlemeleri yiyip çayı içtikten sonra Erikli şelalesine inmek için yola çıkıyordık ki Mert ile birlikte bir gurup geldi.




Gelirken görmediğim bu manzara dönüşte ilgimi çekti.

Erikliye inince Mustafa Bey ve Selçukla birlikte oturup sohbet ettik,.

Yukarıda doymadığımızdan köfte dürüm yedik. Yukarısı daha otantik olmasına rağmen servis sıfır. Gözleme hamuru kalın ve saç üzerinde pişmiyor, hamur kalıyor. Burada servis hızlı ama bir otantizm yok. Bence sandöviçinizi yanınızda götürüp çay içmek için yukarı çıkın.


Hareket saati geldi biz hala şelaleyi görmedik. Benim zorlamamla Atakan ve Selçuk zorla kalkıp koşar adım benimle geldiler. Şelaleye uzaktan bakıp geri döndüler. Gelin fotoğrafınızı çekeyim dedim. Yok dediler. Benim fotoğrafımı çekin dedim onuda kabul etmediler.




Oradaki bir genç kızdan rica edip bu fotoğrafı çektirdim.


Şelaleyi görmeye giderken bu ahşap köprünün üzerinde bir gurup arap kadınla karşılaşmıştık. Ben hızlı adımlarla geçerken köprünün sallandığını fark edince koşmaya başladım. Selçukta koştu ve köprü büyük bir salınımla sallanmaya başlayınca Arap kadınlar çığlık atmaya başladılar. Ben artık ikimizi muzur, haşarı çocuklara benzetiyorum. Pek çok özelliğimizde uyuşuyor.

Dönüşte daha önce kaza geçirdiğinden bacak kasları eriyen Selçuk gelirken olduğu gibi yine en arkadan geliyordu. Arka lastiği çok hafif hava kaçırdığından ben kendisine yardımcı olabilmek için en arkadan geliyordum. Yoluda seyrek olarak gördüğüm eflatun çiçeğe yeniden rastlayınca durup fotoğrafını çektim.

Gelirken durup fotoğrafını çektiğim göletin yeniden fotoğrafını çektim.


Fotoğraf çeken başkalarıda vardı.




Buradan ayrılıp yeniden Selçuğa yetiştim. İleride Özkanı görünce birazda onunla sohbet etmek için pedallara daha kuvvetli bastim. Selçuğun lastiği inse bile Mert arkadaydı. Çınarcığada gelmiştik. Özkanla tanışmamız Bir Yalıköy dönüşü Ambarlı rampasının üzerinde Erdalı beklerken Özkanın arabası ile gelmişlerdi ve bizi Menekşe tren istasyonuna bırakmıştı. Özkan pansiyon fiyatlarını öğrenecekmiş. Bir pansiyona saptık. Özkan içeri girip fiyat sordu. Bende kedileri seyrettim.

Pansiyon oldukça bakımlı görünüyordu. Özkanı ortancaların önünde fotoğrafladım.

Özkanda benim fotoğrafımı çekti.

İskele meydanına geldiğimizde bizim gurup Özkaymak dondurmacısında dondurma yiyorlardı. Özkanla bende yedim.

Tekne yola çıkmıştı. Artık eve dönüyorduk.



Çarşı her yerde sloganına inanmayanlara ithaf olunur. Yatın burnundaki direkte Beşiktaş bayrağı dalgalanıyor. Çarşı her yerde olduğu gibi denizdede.

Bir yelkenli teknedekiler balık tutmaya çalışıyorlardı.

Tophane limanından kalkan bir gemi başka limanlara doğru süzülürken İstanbulu karanlıkla başbaşa bırakıyordu. Bizse bu arada Mert in bana Uludağ turunu ne zaman yapıyoruz diye sorup haftaya yanıtımla İskenderli, Çiçek ızgara köfteli, Kafkas kestane şekerli yeni bir rüyaya dalıyorduk. Haftaya Pazar Bursadayız. Yani şimdilik Atakan ve ben. Arzu eden katılabilir. O turun anlatımı yapılmayacaktır. En azından fotoğraflı olarak yapılmayacaktır. Gelen yaşar ve görür.

Kadıköyde gurubun büyük kısmı indi.





Elif el sallayarak bizi uğurladı.

Eminönüne geçenler başbaşa kalmıştık.

Ben Atakan ve Özkan Eminönünden Samatyaya kadar birlikte ve oldukça iyi bir tempo ile geldik. Tabi bence iyi bir tempoyla. İyi tempo izafi bir kavram olduğundan kişiden kişiye değiişir. Özkan Samatyada bizden ayrılarak Avcılara doğru yola devam etti. Bir güzel gün daha böylece bitti. Bu günüde kazanmış olduk. Keşke her gün böyle geçse kazanan biz olsak.