14 Ocak 2011 Cuma

GPA 4 4. GÜN BODRUM-DATÇA

19 Ekim 2010 Salı
Sabah kalkıp giyindim ve çadırın dışına çıktım. Kamp hareketlenmeye başlamıştı. Bu gün feribot ile Datçaya geçeceğimizden erken yola çıkacağız.



Çadırlar sökülmüş, eşyalar çuvalların içine konmaya başlanmış.
Sabah kahvaltısında 2 poğaça ve meyve suyu verileceğini duyunca doymayacağımızı düşündük. Ben pastane aramaya çıktım. 2 km kadar uzaklaşmama rağmen yolda birisini tarif ettiği pastaneyi bulamayıp geri döndüm.
Yola çıkmaya hazırdık.

Az sonra bize eskortluk görevi yapacak polis aracının gelmesi ile yola çıktık.
Yolda Uğur bir pastane görünce guruptan ayrılıp ilave poğaça almaya gitti.
Limana çıkmadan önce dar bir sokakta bekletildik. Amaç gurubun toplanması.

Kısa bir bekleyişten sonra Feribota binmek üzere hareket ettik.
Feribota binip sağ ve sol kenara bisikletlerimizi bıraktık.

Ben hemen fotoğraf çekmeye koyuldum.







Bindiğimiz feribotun etrafı yelkenli tekne dolu. Karşıdaki Bodrum kalesi yelken direklerinin ardında görünüyor.
Şimdilik güverte boş.
Zerrin e fotoğrafımı çektirdim..


Turun en yaşlı iki üyesi yan yana.
Uğur çay ocağına yakın olmak için ön sırada iki koltuk kapmış.
Ve Semra Hanım. Eşi Şerif Beyi ve kendisini forumda İzmirli bisikletçilerin yaptıkları gezilerde çekilen fotoğraflardan tanıyordum. Her ikisiylede burada tanıştık ve sanki 40 yıldır tanışıyormuşcasına kaynaştık.
Bu da GPA İstanbul temsilcilerinden Mutlu Tunç. GPA ya gelmeden önce kendisine baş vurmuştum. Eksik olmasın çok ilgi gösterdi ve kayıt işlemim kısa sürede tamamlandı. Bisikletten, GPA dan, İstanbuldan çeşitli konular hakkında bir süre sohbet ettik. Mutlu sohbetin bir yerinde Bodrum belediyesinin gerek geçmişte, gerekse bu Belediye Başkanı döneminde GPA ya sıcak bakmadığını ve sponsor olmadığını hatta engel olmaya çalıştığını söyledi. Formalarımızın üzerinde sponsorlarımızın adları yazılı. Sırtımızda yerel sponsorlar yer alıyor. Burada geçtiğimiz her yerin Belediyesinin adı olmasına karşın bir tek Bodrum Belediyesinin olmadığını o zaman fark ettim. Bunu Bodruma hiç yakıştıramadım.
Feribotta dağıtılan adam başı 2 poğaça sıcacık ve gerçekten çok nefisti. Bu poğaçaları yedikten sonra Uğur aldıklarım hem bayat hem de bu kadar lezzetli değil diyerek çıkartmadı. Zaten doymuştuk ta. Uğur inerken poğaçaları gemide bırakmış. Poğaça faslından sonra karnı doyan Uğur uyumaya başladı.
Feribotta dostlarımla fotoğraf çektirdim. Şeref Çetindağ ile birlikte.
 Serdar ile İstanbulda da buluşabilmeyi umuyorum.
Feribottan bir görünüş. Bisikletler iplerle feribota bağlanarak devrilmeleri önlenmeye çalışılmış. Bu geçiş yaya için 20 TL imiş.
Aykut bisikletinin bakımını yapıyor.
Bodrum arkamızda kaldı.
İlhan bayrağımızın altında poz veriyor. Daha önceki çekimde zoom yapmıştım. Bunu unuttuğumdan İlhanı kadraja sığdırabilmek için uzun süre geri gitmek zorunda kaldım. Neredeyse yolcu salonuna girecektim.
Bu da yolcu salonundan bir görüntü.
Yunanistan a ait Kos adası.
İçeride yer bulamayanlar dışarıya yatmışlar. Uyku konusunda Uğur tek örnek değil.
Alide kestirrken Aykut gazete okuyor.
Kıyıya yanaşırken Uğur nihayet uyandı. Tekrar günaydın Uğurcuğum.
İniş işlemleri başladı. Benim bisikletim en dipte olduğu için acele etmeme gerek yok.

Limandaki karşılama törninden sonra yola çıktık. Burada hiç yapı yok ve gerek eski Datça gerekse yeni Datça buraya uzak, yaklaşık 8 km kadar.
Yeni Datçaya geldik. Yeni Datça deniz kenarına kurulmuş. Eski datça ise tepede. Geçmişte insanlar tarım arazilerine yakın yerleşmeyi tercih ediyorlarmış.
Yolun sonunda güzel bir koya ve hemen kenarındaki nefis manzaralı çay bahçesine geldik.
Buradan geri dönüp Datça turumuzu tamamlayarak yemek yiyeceğimiz yere yöneldik.
Yemek molası için güzel bir yerde durduk. Menüde köfte ve pide seçeneği var. Yanında da bulgur pilavı, salata ve ayran. Hazırlık ve sunum mükemmel. Biz gelmeden hazırlıklar yapılmış. Köfte için kuyruk var ama pide isteyenler beklemeden alabiliyorlar. Çoğunluğun tercihi köfteden yana. Pideyi genellikle kuyruğun sonundakiler tercih ediyorlar. Bir süre sonra pidede de kuyruk başladı. Uğur ile benim ve Volkan’ın tercihim köfteden yana. Kuyruk olabileceği aklıma gelmediğinden dışarıda biraz oyalandım ve salona girdiğimde kuyruk kapının yanındaydı. Allahtan servis ve köftelerin pişirilmesi hızlı.
Bir süre sonra bizde yemeğimizi alıp bahçedeki masalardan birisine oturduk.
Yemeği yerken Uğur birden “İlhan amcayı gördünüz mü?’’ diye sorunca İlhan’ın olmadığını fark etim. Feribottan indikten sonra ilhan ın lastiğinin patladığını fark etmişler Zafer ilhan a yardıma gelince bir süre sonra Uğur devam etmiş. Biz datçanın içinde bir tur atıp yemek yiyeceğimiz yere doğru giderken Uğur geliyordu. Uğur uyanıklık yapıp kestirmeden bize katılmış. Zaferde yemekte ama İlhan yok. Uğur’un İlhan amca, bana Orhan abi demesi komiğime gidiyor. İlhanla aynı yaştayız. Herhalde onun beyazlayan saçlarından dolayı Uğur amca diye hitap ediyor. İlhanı aradığımda hala bizim bulunduğumuz yeri aradığını öğrendim. Kendisine burayı bilmediğimden yardımcı olamadım. Bir süre sonra İlhan geldi. Biz çoktan yemeklerimizi bitirmiştik. Yakına kadar gelmiş ama kendisine yolu yanlış tarif edenler yüzünden aksi yöne gitmek zorunda kalmış. Karnını doyuranların bir kısmı çay derdine düşerken bazıları da yatıp uyumayı tercih ettiler. Bu bahçede uyunmaz da ne yapılır?
Yemekten sonra yeniden yola çıktık. Önce Muğla Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulunu ziyaret ettik. Sonrada Eski Datçaya geldik.
Eski yerleşimin bizdede olduğu gibi korunduğunu görmek beni hem şaşırttı, hem de mutlu etti.
İstanbuldan Ahmet. Kendisi ile burada tanıştık.

Köylüler el işlerini sergiliyorlar.

Her yer bakımlı ve ter temiz.
Burası ünlü şair Can Yücelin yaşamını tamamladığı yer. Her yerde onun resmini ve şiirlerini görmek mümkün.

Gencecik fidanların köhne, kokuşmuş, sömürüye dayalı düzenleri yıkılacak, sömürdükleri kitleler eyınacak korkusu ile bu aşağılık insanlar tarafından yaşamlarının sonlandırılması karşısındaki kahır ve nefret böylesine güzel satırlarla mı kağıda dökülür, asıl sana aşkolsun Can Yücel.

Bu güzel mekanın adı Datça Sofrası.

Gezimize devam ediyoruz.

Ben her durduğumuzda kaskımı ve eldivenlerimi çıkarıyorum. Uğur ve bazıları hallerinden çok memnunlar.
Her ter yem yeşil.
Burası Can Yücelin evinin bahçesi.


Begonvil in hastasıyım. Buralara göçersem bir nedenide bu begonvil olacak.
Bu camın altında sevgiliye ne güzel seranad yapılırdı. Sevdiğinizin kalbini çalabilirseniz o zaman begonvile tırmanıp gece odasına girmek heyecanlı olurdu. Begonvil bana Rapunsel masalını anımsattı.
Can Yücel in kapısının önü kalabalık.
Volkan Can Yücel in kapısının önünde.
Bende kapının önünde fotoğraf çektirdim.

Evlerin yanında sokaklarda taş.

Karşıdan gelen hanımlar burata İstanbuldan gelip yerleşmişler. Soldaki bayan 20 yıl önce Modadan geldim. Oradaki evim deniz görüyordu, buradaki görmüyor. Ama burada daha mutluyum diyor.
Burada yaşanmaz mı?



Narlar çok iri ve hiç görmediğim kadar kırmızı. Adeta bal mumundan yapılmış gibi.

Datçanın bademi meşhurdur. O bademler bu ağaçlarda yetişiyor.
Turumu tamamladığımda Can Yücelin evinin olduğu sokak hala kalabalıktı.
Biraz yaklaşınca aşağıdakilerin duvarın üzerinden birisi ile konuştuklarını fark ettim.
Begonvillerin ardındaki ak saçlı, modern giyimli, güler yüzlü bir hanımdı.
Karşımızdaki Can Yücelin sevgili eşi Güler Yücel hanımefendiden başkası değildi.
Feyyaza cep telefonunın numarasını verdi, can yücelin bir şiir kitabını kız arkadaşının adına imzaladı. O kadar sevecen, o kadar yumuşak yürekliydiki daha sonra evinin kapılarını açıp bekleyen arkadaşlarımızı içeri buyur etmiş.
Antalyadan gelen Ayten’i de kapının önünde görüntüledim.
Yola çıkma vaktimizin geldiği haberi ile ben oradan ayrılıp bisikletimin yanına gittim. Dönüş yolunda bazıları asmadan üzüm koparıyorlardı.
Uğur ile bisikletlerimizi bıraktığımız yere giderken mandalina satan kadın ilgimizi çekti. Mandalinalar yeşildi. İstanbulda yeşil mandalinayı olmamış diye kimse almaz. Geçen yıl Eskişehirde yeşil mandalina almıştım, tadı çok güzeldi. Alsak mı almasak mı diye düşünürken dükkanının önündeki genç hanım alın çok güzel dedi. Mandalinanın poşeti 2 TL idi. Uğur mandalina almaya gittiğinde ben hanım efendi ile sohbet etmeye başladım. O da 2 yıl önce Kadıköy Bostancıdan gelmiş. Kadınlara yönelik giyim eşyasısatıyor.Oturduğu evin kirası 400 TL imiş. Biraz daha fazla vererek daha iyi bir evde yaşayabilirsiniz dedi. Yazın iş oluyormuş ama o da ancak yaza yetiyormuş. Kışın iş ve gelir yok diyor. Geçinemediğini söyledi. Burada ek geliriniz yoksa ticaretle geçinmeniz imkansız diyor. Buradaki en büyük sorun işsizlik. 3 ay kazandığınız geri kalan 9 aya yetmiyor.
Yol kenarındaki duvarın üzerindeki okul öğrencilerinin kıyafetleri çok hoşuma gitti. Konuşmaları çok düzgündü. Nerelisiniz diye sorduğumda İstanbuldan dediler. Aralarında en konuşkanı olan soldaki çocuk henüz iki ay önce geldiklerini söyledi. İstanbul buraya taşınmış kime sorsam İstanbullu dedim. Gülüştük.
Yola çıktığımızda en arkada İlhanla beraber yol alıyorduk. Ön gurupla aramız açılınca arkadan gelen araçlar tehlike yaratmaya başladı. Önce İlhanın arkasına geçip emniyet şeridinden yola devam ettim. Yolun bu bölgesi tırtıklı olduğundan rahatsız oldum ve hızımı arttırıp öndeki gurubu yakalamak için pedal çevirmeye başladım. Amacım topluluğa ulaşınca şeritin ortasından giderek sarsıntıdan kurtulmak. Önümdekileri birer ikişer geçmeye başladım. Bu hoşuma gitti. Tempolu şekilde uzun süre pedal çevirerek ön gurubun arkasına kadar yaklaştım. Ön ile arka arasındaki fark tahminim 5 km nin üzerindeydi.
Datçadan ayrılıp Aktur kamping’e doğru giderken bize eskortluk yapan polis gurubun toparlanabilmesi için bizi yol kenarında durdurdu. Rüzgar çok sert esiyor. Hemen rüzgarlığımı giydim. Önümüzde bir rampa var ve burada soğuduktan sonra o rampayı çıkmak adelelerimizi zorlayacak. Polisler bizi beklettikleri yer düz ulduğundan arkadan gelen gelen araçların gurubu görüp tedbir alabileceklerini düşünüyorlar ve kendi açılarından haklılar. Ama biz de kendi açımızdan haklıyız. Körfezin karşı kıyısında jandarmanın ve Bodrumda polisin aldığı güvenlik tedbirlerinin yanında buradaki güvenlik çok zayıf. Bu iş için sadece bir araç görevlendirilmiş.
Aramızda karar alıp yokuşu çıkmaya başladık. Polisler arkamızdan gelip yokuşun tepesinde bizi durdurdular ve sert bir şekilde uyardılar. Buradan deniz manzarası çok güzel. Birde hava bulutlu olmasaydı ortaya daha güzel fotoğraflar çıkacaktı.
Uzun ve güzel bir inişin ardından Aktur kamping e geldik.
Çadırlarımızı kurduktan sonra Uğurla denize girdik.
Kampın dışına çıkıp bu yolu kullanarak denize ulaştık.
Kampın önüne sahile yapılan bu apartmanlar buranın tek eksisi.
Bazıları bisiklet ile gelmeyi tercih etmiş.
Sonunda sahile ulaştık. Burası bakir bir koy ve çok güzel. Bu bölge 3 koydan meydana gelmiyormuş. Burhaniyedeki Artur a benziyor. Orasıda 3 koydan meydana geliyordu.

Uğur denize girmeye hazır.
Uğuru görüntülemekte bu sefer Akyakadaki kadar başarılı değilim. Bunda mesafenin yakın oluşu da etkili.

Uğur sala doğru yüzüyor.
Bende suya atlayıp yüzdüm.
Yazın buralar kim bilir ne kadar kalabalık oluyordur.
Şimdi sadece biz varız. Deniz sıcaktı ama dışarısı soğuk. Rüzgar hala esiyor.
Golf arabası türü bir araçla gezinti yapan kıyıdaki evlerden birişinde kalan bir çift.
Duş kuyruğunda uzun bir bekleyişyen sonra İstanbuldan çıktığımdan beri ilk kez sıcak suyla duş aldım. Sıra geldi etrafı keşfetmeye.
Kamping tatilcilerin her türlü ihtiyacı düşünülerek dizayn edilmiş. Dökme LPG ile çalışan ocaklar ve yanında lavabonun bulunduğu mutfak kısmı, bulaşıkhane, çamaşır hane, duşlar, tuvaletler ve soğuk hava dolapları var. Kullanım şartlarını ve konaklama ücretlerini maalesef öğrenemedim.
Gece tuvaletten gelirken mutfak ile çamaşırhane arasındaki bu koridordan geçiyordum ki son anda yerde uyku tulumunun içinde yatan Cihat ı gördüm. Üzerine basmam işten bile değildi.
Alan geniş olduğu için herkes istediği yere çadırlarını kurdu.

Yemekten sonra diğer koydaki bir barda İbrahim Kızılkayanın Avrupa seyahatinin sunumunun yapılacağı, ardındanda Murat Gülersoy’un canlı müzik yapacağı söylendi. Uğur yorulmuş, erkenden yattı. İlhanla beraber bara gittik. Sunumu izledik ardından da müzik dinledik. Bu arada bir bira bir çerez tabağı aldım 4 TL verdim. Bedava. İlhan maden suyuna 1,5 TL verdi.


Ankaradan katılan Gökçe değişik yorumu ve yumuşak sesi ile 17. YY ingiliz halk şarkılarından ve Azeri parçalardan oluşan repertuarını sundu.
Serdar da Volkanla aynı masadaydı.

İlerleyen saatlerde eğlencede arttı.

Berivan az sonra fiste çıkıp eğlencenin fitilini ateşleyecek ve bu unutulmaz geceye büyük katkıda bulunacak.
Biraları su gibi içiyoruz.

Murat harika programına devam ediyor.
İlerleyen saatlerde bisiklet turlarının duayenlerinden Ahmet Mumcu ile tanıştık. Kendisinin yaptığı turların bu işe gönül verenlere katkısı büyüktür.
Değişik küpesi ile yakışıklı Feyyaz.


Kaçkar Bisikleti temsilen tura katılan Zafer.
İşte Berivan ın önderliğinde pist hareketlendi.


Oyunun her türlüsü oynandı.



Hoplayı ver çekirge çalarken Ferhatın yaptığı makerana figürleri çok rağbet gördü ve herkes bu figürlerle eğlenceye devam etti.
Dansın peşinden Ferhat soluklanmak için pistten ayrıldı.
Bu arada pisttekiler eğlenceye tam gaz devam ediyorlardı. Olcay kafasına koyduğu bira ile oynuyordu. Yüzü görünsün diye beklerken bira kafadan alındı.
Sonrasında Olcay beni kolumdan tuttuğu gibi piste aldı. Yapma etme desemde aldırmadı. Makinemi de elimden alıp fotoğrafımı çekti.




Saat 01.30. Eğlencenin biteceği yok. Ben ayrılıp yatmaya gittim. Eğlence saat 03.00 te sona ermiş.