18 Ocak 2011 Salı

ANADOLU FENERİ - POYRAZKÖY


02 Ocak 2011 Pazar
Hafta içi Bahadır arayıp hafta sonu bir program yapalım mı dedi. Kabul ettim. Bahadır Poyrazköy’e gitmeyi düşünüyordu. Bense Silivri’ye gitmek istiyordum.
Uğuru tura davet ettim kabul etti. Erdal ise Silivri’nin kendisi için uzak olduğunu ama Poyrazköy’e giderseniz gelirim dedi. Bu durumda rota olarak Poyrazköy kesinleşmiş oldu. Bahadır ile Pazar sabahı 9.30 da Üsküdar da buluşmak için sözleştik.
Ancak Cumartesi akşamüstü Bahadırın işi çıkınca affını istedi. Sabah Samatya Hastanesinin önünde Uğurla buluşup sahilden Eminönü’nün yolunu tuttuk. Üsküdar’a ulaştıktan kısa süre sonra Erdal geldi. Erdal sakatlığı nedeniyle uzun zamandır bisiklete binemediğinden Erdal’a önde gitmesini ve tempoyu belirlemesini teklif ettim. Yola çıktık. Amacımız durmadan yola devam etmekti. Yokuşlarda Erdal’ın kondisyon eksiği görünmeye başladı. Uğurla yola devam edip Yokuş bitiminde Erdal’ı bekledik. Erdal gelince de hiç durmadan yola devam ettik. Bir süre sonra Erdal ortada gitmek istediğini söyleyince önde Uğur arkada ben gittik. Benim fotoğraf merakımı bildiklerinden her iki arkadaşımızda fotoğraf makinelerini almamışlar. Ben de yeni aldığım makineye kıyamadığımdan makinesiz gelmiştim. 
Çubukluya geldiğimizde gördüğüm manzara karşısında dayanamadım ve durun dedim fotoğraf çekeceğim. Cep telefonumu çıkarıp manzarayı görüntüledim. Çubuklu koyunda avlanan bir balıkçı teknesi ağını topladıktan sonra yola çıkmıştı ve arkasında bir martı sürüsü vardı. İşte o anda yeni makinemi almadığım için çok üzüldüm. Uzun zamandır balıkçı teknesinin peşinden giden martıları görüntülemek istiyordum ve ayağıma kadar gelen bu fırsatı da kaçırdım.
Hazır durmuşken katılanları da görüntüledim. Uğur bu yaz benimle tur yapmak istiyor ve işi sıkı tutup şimdiden çalışmaya başladı. Tur için yeni bir bisiklet aldı. İnanıyorum ki çok güzel turlar yapacağız ve çok iyi bir ikili oluşturacağız. Bu tür tur talepleri geldikçe çok mutlu oluyorum. Amacıma ulaşıyor olmak, insanların heveslenip yola çıkmaya hazırlandığını görmek beni çok mutlu ediyor. Benim için benimle tura çıkıp çıkmamanız hiç önemli değil, tura çıkmanız ve başkalarını da heveslendirmeniz önemli. Nasılsa yolumuz bir gün bir yerde kesişir ve birbirimize kamp gecelerinde kendi ellerimizle acı kahve yapıp ikram ederiz.

Erdal mayıs sonunda yaptığımız Yalıköy turunda sakatlandığından uzun süredir bisiklete binemiyor. Son olarak 2 ay önce Belgrat ormanına gelmişti. Kendisini yeniden bisiklet üzerinde görmek benim için büyük mutluluk. Erdal’ın benim gözümde ayrı bir yeri vardır. Tur yapmayı çok istemesine rağmen sakatlıktan dolayı yapamadı. Uludağ’ın zirvesine çıktığımda Facebook a koyduğum fotoğrafımızda jest yaparak Erdal’ı da etiketlemiştim. Hep yanımdasın mesajını vermiştim. Her gittiğim yerden Erdal’ı ararım, tur hakkında bilgi veririm. Her aradığımda Erdal bana maddi manevi bir isteğim olup olmadığını sorar ve ne zaman başım sıkışırsa aramamı söyler. Şimdiye kadar böyle bir ihtiyacım ve talebim olmadı ama bunu bilmek insana bir güven veriyor. Kendisine çok teşekkür ediyorum.


Kendimde görüntülendim tabi.
Balıkçı teknesinin bir başka görüntüsü.

Kış bana yaramadı. Kilo aldım ve bu performansıma da yansıdı. Yaza kadar fazla kilo almamam lazım.
Dereseki yi geçtikten sonra bir tepede Erdal’ı beklemek için durduk. Uğur’a Alper-Tunga destandı değil mi diye sordum. Uğur hemen destanın ilk 2 mısrasını söyledi.


Kısa süre sonra Erdal da geldi. Bu noktadan sonra güzel bir inişle Kaynarca ya geldik.


Devamında bizi Anadolu Fenerine ulaştıracak yokuşun başına geldik. Buradaki güzel kumsalda da martılar kümelenmişti.




Yokuşu çıkıp Anadolu Feneri kavşağına geldik.



Her ne kadar rotamız Poyrazköy olsa da buraya kadar gelmişken Anadolu Fenerine uğramamak olmazdı. Burada hava soğudu ve rüzgâra maruz kalmaya başladık. İstanbul içine göre birkaç derece sıcaklık farkı vardı.



 Anadolu Fenerinden Rumeli Fenerinin görünüşü.

Poyrazköy’e doğru yola çıkıp kavşağa ulaştık. Rüzgar karşıdan sert esiyordu ve buda hızımızı düşürüyordu.



 Poyrazköy sahiline inip birkaç fotoğraf çektik.


 Sonrasında köftelerimizi yedik.



Eskiden küçük işletmelerde peşin satan, veresiye satan diye levhalar vardı. Ben burada o levhadaki peşin satanı temsil eden gibi çıkmışım.
Yemekten sonra yeniden yola çıktık. Dönüş yolunda fazla çıkış yoktu ve daha kolay olacaktı. Tek sorun rüzgârdı.
Poyrazköye gelirken Erdal’ın bacağı ağrımaya başlamıştı. Yemek ve dinlenme Erdal a yaradı.
Beykozda ihtiyaç molası verdik. Bundan sonra Üsküdar a kadar durmayacağımızdan son fotoğrafları çektim.
Erdal yakıt pompası ile poz vermek istedi. Bu oyun görevlilerde katılıp depo ters tarafta diyerek bizi bir arkadaki pompaya yönlendirdiler. Erdal pompa elinde poz verirken bende Erdal’a sarılıp sırıtarak poz verdim. Ama fotoğraf çekilince ne göreyim. Uğur beni kadraj dışında bırakmış.
 Tabi hemen yeni bir fotoğraf çektirdik.
Akşam eve geldiğimde 94,8 km yol kat etmiştim. Güzel bir günde güzel bir tur oldu. Bu gün bisikletimin arka lastiğinin indiğini gördüm. İyi ki eve kadar beni getirmiş. Yoksa akşamüzeri soğuk ve karanlıkta lastik tamiri ile uğraşacaktım.
Bu tura katılan Uğura, Erdal’a ve her ne kadarda işi nedeniyle gelemese de bizlerin yola çıkmasına vesile olan Bahadır’a çok teşekkür ederim.
Önümüzdeki hafta hedefte Silivri var. Güzel havaları kaçırmamak lazım.