13 Ocak 2011 Perşembe

GÖKÇE ADA VE DÖNÜŞ YOLCULUĞU (2. ve 3. GÜNLER)

12 Eylül 2010 Pazar
Sabah kalktığımızda çevreyi daha net gördüm. Gece denizden esen rüzgardan korunmak için
çadırımızı bu işletmenin arkasına kurmuştuk. Gece boyunca şiddetli esen rüzgarın bu yapının çatı eternitlerinde ve tahta paravanlarında çıkardığı sesler sık sık uyanmama neden oldu.




Saat 07.00 yi biraz geçiyor ve dün gece geldiğimiz feribot Kabatepeye hareket etti. Bu feribotlardaki tarifede ilginç bir uygulama var. Adaya geçerken araç için 45 TL ödüyorsunuz. Araç içindeki yolcular ücretsiz. Yaya geçişi 4 TL. Giderken ödemeyi yapıp feribota biniyorsunuz. Dönüşte ise bedava dönüyorsunuz. Yani köprü geçişleri gibi tek yönde ücret ödüyorsunuz. Bisiklet ise ücretsiz. Yalnız bisiklet koyacak az sayıda yer olduğundan erken gidip araçlar bu yerlerin önüne park edip kapatmadan bisikletinizi yerleştirmeniz sıkıntı yaşamamanız için isabetli olur.

Adaya gelmeden burası hakkında internetten biraz bilgi sahibi oldum. Bu arada bir haritayıda bilgisayarıma indirdim.

Gökçeada merkezi bu dağkarın ardında ve zirve bulutların ardında. Görüldüğü gibi bu bölgede yerleşim pek yok. Bunu gün içinde gezdiğimiz plajlarda da gördük. Bizim gittiğimiz yerlerde sadece Uğurlu kıyıda yer alıyordu.

Burası Kuzu Limanı plajının sol yanındaki liman. Sabah kalkan feribot günde 2 kez yolculuk yapıyor ve 14 millik mesafeyi 1 saat 15 dakikada alıyor. Fotoğrafta görünen arabalı vapur ise günde 1 kez sefer yapıyor ve bu mesafeyi 2 saatte alıyor.

Bu da plajın sol tarafı. Kumların ıslanan kısmı geceki fırtınanın şiddeti hakkında bilgi veriyor.

Deniz kalkmış gidiyor. Burada dalgadan dolayı denize giremedik.

Rüzgar hala şiddetli esiyor, olmayan saçlarım bile havaya dikilmiş.

Bu da Çağlar.

Gökçeadaya gitmek için toparlanırken bir koyun sürüsü geldi.

Sürüden 2 koyun bize çok ilgi gösterdiler. Çağlar 1 gün önce Şarköyden aldığımız ekmeğin bir kısmı ile bu koyunları besledi.

Hayvanlardan bir tanesi çok zayıftı.

Artık yola çıkmak için hazırdık. Bu günkü yol haritamız:

Create Maps or search from 80 million at MapMyRide

Gökçeada merkezine gitmek üzere limandan ayrıldık. Bu ev çok şirin.

Çağlar soğuktan korunmak için rüzgarlığını giydi. Bende rüzgarlığımla yola çıktım.

Yolda karşılaştığımız iki at.

Gökçeadaya geldik ve 5000 olan nüfusu bizden dolayı 2 arttırıyorum.


Gökçeada merkezinden bir görüntü. Turizm bürosu bayram nedeni ile kapalı. Oysa asıl bu gün açık olması lazım. Adada otellerde boş oda yok. Büro açık olsa bir harita alacaktık daha ayrıntılı gezmek ve yol planlaması yapmak için.

Köpekleri sevmem ama bu sevimli.

Peynir, ekmek ve üzümden oluşan kahvaltının ardından Aydıncık a doğru yola çıktık. %10 eğimli rampayı çıktıktan sonra rüzgarlığımı çıkarmak için durdum.


Bu noktadan sonra güzel bir inişle Aydıncık plajına geldik. Yolda şiddetli esen rüzgarı bir ara yandan alınca 2 kez devrilme tehlikesi yaşamam bisikletimin hızını düşürüp kontrollü sürmeme neden oldu. Burada hiç bina yok. Birkaç küçük motel ve bahçelerinde kamping var. Bizim kaldığımız Kuzu Limanına göre daha bakımlılar ve adanın diğer tarafı olduğundan rüzgar karadan denize esiyor, dalga yok. Ama rüzgar buradada delice esiyor. Yere serdiğim havlunun üzerine yatmamla birlikte kulak deliklerime kadar her yerim kum oluyor. Şezlongda bu işe çare olmadı. Adeta kumlama tabancasının önüne oturmuş gibiyiz. Kumlar vücudumuzda çarptığı yerleri acıtıyor. Bir şey yemek içmek mümkün değil.

Denize girdiğimiz yerin sol tarafına yüzdüğümüzde ortalığın panayır yeri gibi olduğunu gördüm. Rüzgar sörfü ile kayanlar, paraşütlü board ile kayanlar ve havada uçanlar ilginç bir görsel show ortaya çıkarmıştı. Kıyıda pek çokta seyirci toplanmıştı. Hemen koşup makinemi alıp döndüm. İşte bizim keyifle izlediğimiz görüntüler. Bu bölgeye gelenlerin nerede ise tamamı Bulgaristandan gelenler. Bulgar plakalı her arabanın ve karavanın üzerinde bir kaç board var.












Saat 13.30 da yolcu yolunda gerek diyerek hiç istemediğimiz halde Aydıncık plajından ayrıldık. Tepeden plaja son bir bakış.


Ben Çağların fotoğrafını çekerken o da benimkini çekiyor.

Bu bina acaba adadaki rumlardan kalan dini bir yapımı?

Yol hep inişli çıkışlı ve bol kıvrımlı.

Yolda Çağlara öğle yemeği yemeyi teklif ettim ve bu ağaçlık bölgeyi bulunca bir ağaç altındaki gölgeye çöktük. Bahaneyle 2 gündür bagajımda taşıdığım kavunu da kestik. Nefis bir kavundu. Taşıdığıma değdi. Adanın her yeri koyun ve keçi dolu. Ortalıkta sürüyü güden çoban ve köpek yok. Herhalde akşam hayvanlar ahırlarının yolunu kendileri buluyorlar. Koyunlar karışmasın diye herkes kendi sürüsünü başka renkte boyamış. Keçilerde bizim dikkatimizi çeken bir işaret yoktu.


Önümüzde kıvrılarak inen yol ve boş kıyılar.

Bu görüntüleri çekerken ayakta durmakta zorlanıyoruz. Rüzgar nerede ise bizi yere düşürecek. Bu rüzgar değil fırtına.



Kahve rengi zemin üzerine beyazla yazılmış Lazkoyu tabelasını görünce Çağlara gel burayada girelim burası antik bir yer olabilir dedim ve asfalt olmasına rağmen dar olan yola girdik.

Az sonra gördüğüm manzara karşısında şaşkınlığa uğradım. Ben antikl bir kent beklerken bir plajla karşılaştım. Yolda yanımızdan geçen bütün arabalar neredeyse oradaydı. Az sonra gelen Çağlar espriyi patlattı. “Abi bütün ada burada’’ diye. Burada da denize girelim mi deyince devam dedim. Daha ne kadar yolumuz olduğunu bile bilmiyoruz.

Bir yol ayrımına gelince görmek için buraya da sapmaya karar verdik. Gelen araçlar bu yolu nedense tercih etmeyip diğer yöne devam ediyorlardı.

Çağlar “Abi bu yol garnizon girişlerine benziyor’’ demişti ki karşımızda bir askeri tesisin girişini görünce geri döndük. İnsan hiç askeri tesis girişine mavi tabela ile Yuvalı yazar mı?

Az sonra Şirin köye geldik.



Çağlar hadi şu köye girelim deyince o yöne saptık. Girişte karşılaştığımız bir motosikletli arkasındaki sepete bir oğlağı koymuştu. Köy hakkında bilgi aldığımızda burada Bulgaristandan gelen göçmenlerin evde şarap yaptıklarını, ev yapımı keçi peynirini ise Uğurlu köyünde bulabileceğimizi ayrıca Uğurlunun Türkiyenin en batı ucu olduğunu söylediler.

Bu da şu anda kullanılmayan Gökçeada açık cezaevi. İnsanlar nasıl olupta adı şirinköy olan bir yere cezaevi yapıyorlar anlamış değilim.

Bir taş ev.

Burası hakikaten şirin bir köy. Belli ki cezaevi buraya artı bir değer katmış.


Bu çiçeklerle ilk kez karşılaşıyorum.



Ev yapımı şarabımızıda aldıktan sonra yola çıkıp Uğurlu köyüne geldik. Burada çeşitli kamu kuruluşlarının dinlenme tesisleri sahili parsellemişlerdi. Köyün girişinde bir gurup koyun yolun bir şeridinde baş başa vermiş uyur pozisyonda bekleşiyorlardı. Araçlar mecburen diğer şeritten geçtiler. Köye girmeyip yukarı doğru tırmanan bir yol vardı. Burası Gizli Liman diye bir plaja gidiyormuş. Köyden yeni yapılmış keçi peynirini alıp tekrar yola çıktık.

Bir göletin yanında durup Çağların gelmesini bekledim.



Dereköy eski bir Rum köyü. Durum içler acısı. Yıkık dökük taş evler var. Arada tek tük içinde insanların yaşadığı ayakta kalmış evler var. Şu düşmanlık ne kadar kötü bir şey. İnsanlar evlerini terk etmek zorunda kalmışlar.








Arkamda hayalet bir kasaba var.

Tepeköy sapağına geldiğimde Çağlar orayıda görelim dedi ama kabul etmedim. İstersen sen git ama beni hiçbir kuvvet oraya çıkaramaz dedim. Bunun nedeni Uğurludan beri sürekli rüzgara karşı gitmemiz ve yokuş aşağı bile bisikletin durması.3 km içerideki bu köye girmemiz bize 1,5 saat kaybettirir. Güneş batmak üzere.

Zeytinli köyü barajı.


Zeytinli köyü girişinde Çağları bekledim. Buraya girelim deyince devam edelim dedim.

Gökçeadaya geldiğimizde akşam ezanı okundu ve 2 fırının ikiinde de ekmek kalmamış. Bakkallarda da ekmek yok. Çağlar bir lokantadan ekmek buldu. Ekmaği aldıktan sonra çadırımızı kuracağımız Kuzu Limanına doğru yola çıktık. Önümüzde 7 km var. Kamp yerine geldiğimizde dün akşam bizim geldiğimiz feribot limana yanaşmış yolcularını indiriyordu. Yani dünkü bu vakitti. Saat 22.00 yi geçiyordu. Çadırı kurup eşyalarımızı yerleştirdikten sonra yemeğe başladık. Akşam yemeğimiz keçi peyniri, şarap, helva ve ekmekti. Birde Çağların Uğurlu köyde kadınlardan aldığı kırmızı biber vardı. Yemekten sonra yattık. Kısa bir süre sonra fırtınanın sesinden uyandım. Uyumam mümkün değil. Susuzluktan dilim damağıma yapıştı. Bir ara Çağlar uyanıp tuvalete gideceğini söyleyince bisikletimdeki mataramı istedim. O da usamış. Suyu içtikten sonra uyudum.



O günkü toplam pedal çevirme sürem.

Yaptığım yol.

Ortalama hız.

Sabah kalkıp hazırlandık ve 10 dakika kala gemiye bindik. Araçların çoğu bindiğinden geminin ön kısmındaki uygun boşluklara bisikletlerimizi koyamadık. Arka tarafta bulduğumuz yerlere zar zor bisikletleri koyduk. 2 bisiklet veya motosiklet daha olsa adada kalmamız işten bile değildi. Gemiler trenler bedava olsun diyen arkadaşlar birde olaya bu açıdan baksınlar. Bu araçlar öncelikle araba ve yolcu taşımak için yapılmışlar. Sizin bu feribota ekstradan 4 bisiklet koymaya kalkmanız 1 aracın gemiye binememesi demektir. Banliyö trenlerindede durum farksızdır. Yolcu taşımak amacıyla yapılan araca sizin hele gurup halinde bisiklet sokmaya kalkmanız seyahat edecek yolcuları rahatsız edecektir. Bizler maalesef her şeyimizi bedavaya halletmeye bayılırız. Otopark olsa bile para ödememek için arabamızı yol kenarına bırakırız. Ben bu araçların makul bir ücret karşılığında bisikletlerede hizmet vermesinden yanayım. Gemiye son binen aracı boş yerden yararlanabilmek için yan bindirmişler. Demek bunun için geç kalktık. Bazı arabalar limanda kaldılar. Dönüşte ve gelişte bilette saat yazmadığı için limanda kalmamak için erken gelip sıraya girmek gerekiyor. Geminin salonu doluydu. Bizde arka güverteye çıkıp akşamdan kalan peynir, helva ve ceviz ile kahvaltımızı yaptık. Martılar gökyüzünde dans ediyorlardı.






Algalar koca gemiyi sallıyordu.


Semadirek adası. Bu adadaki dağlar Gökçeadadan daha yüksek.


Gökçeada geride kaldı.






Gemiden indikten sonra hemen pedallara asıldık. Rüzgar yandan esmesine rağmen düz yolda 14 km/h hızı geçemiyorum. Karşıdan ve yandan esen rüzgarda çantalar tuttuğu rüzgarla sürüşü çok etkiliyor. Böyle havada sırt çantası bagaj çantasına göre daha avantajlı. Eceabat yol ayrımına geldiğimde bir süre Çağları bakladim. Bu şartlar altında daha bu işi fazla sürdürmeye hiç gerek yok. Eceabattan otobüse binmeye karalıyım. Çağlar geldiğinde bu geziyi 2 güne yayarak devam etmek istediğini söyledi. Bende Eceabattan otobüse bineceğimi söyledim. Sonunda Geliboluya kadar gitmeyi kabul ettim. Amacım durumu görüp karar vermek. Yol kenarındaki incir ağacını görünce durdum. Ağaçtaki olgun incirleri bitirmiştim ki Çağlar geldi. Şarköy üzerinden döneceğimi söyledim. Tamam dedi oradan dönelim.

Tekrar yola çıktık. Denize sıfır gidiyorduk ve rüzgar çok etkiliyordu. Birkaç kere bisiklet kenara kaydı. Bırakın düz yolu yokuş aşağı bile bisiklet gitmiyordu. Şarköyden sonrası deniz kenarıydı ve orada rüzgardan daha fazla etkilenecektim. Yolda tepe ve ağaçların yanından geçtiğimde rüzgarın daha az etki yaptığını fark etmiştim. Bu şartlar altında devam etmem demek bu turun en az gece 12.00 de bitmesi demekti ve son 30 km ıssız ofroad yolda devam edecekti. Bir ahlat ağacı altında ahlat molası verdim. Az sonra gelen Çağlara Gelibolundan otobüse bineceğimi söyledim. O zaman sen beni bekleme git dedi. Peynirin kalanını Çağlara verip vedalaşıp ayrıldım. Gelibolu otogarına gelince Tekirdağa bir bilet aldım. On dakika sonra gelen otobüse muavin ve şoförün söylenmesine rağmen binmeyi başardım. Buraya kadar 50 km yolu 3 saat 28 dakika pedal çevirerek almıştım ve yola çıktığımdan o ana kadar geçen süre 4 saatti.

Tekirdağda otobüsten indiğimde burada rüzgarın çok az olduğunu gördüm. Kumbağa geldiğimde o günkü turum 64,1 km idi.

Ortalama süratim.

Max. Hızım ki bunu kumbağa gelirken yaptım.

Toplam pedal çevirme sürem.

Eve geldiğimde herkes hazırlanmış İstanbula dönmek için beni bekliyordu. Eşyaları arabaya yükleyip hemen yola çıktık. Akşam oynanan Beşiktaş ve Türkiye Sırbistan maçlarına yetiştim.
Dün gece geç saatte Çağlar aradı. Keşan'a varmış ve geceyi orada geçirecekti. Bu gün telefonu kapalı olduğundan kendisine ulaşamadım.

Pazartesi öğlene doğru Çağlara ulaştım. Keşandan otobüs bulamamış ve Tekirdağa doğru pedal çevirmeye başlamış. Şiddetli yağmur nedeni ile Tır şoförlerinin mola verdiği bir istasyonda bir süre beklemiş. Burada hiç bir araç kendisini almayı kabul etmemiş. Yoldan geçen araçlarda durmamışlar. Çaresiz Tekirdağa doğru yeniden pedal çevirmeye başlamış. Tekirdağa tahminen 10 km kala emniyet şeridindeki içi su dolu bir çukuru farkedemeyerek içine girince yere düşmüş. Dirşeğinden yaralanmış. Arkadan gelen bir araç durup Çağları almış. Kendisine geçmiş olsun diyorum. Çağlarla pedallamak gerçekten çok keyifliydi. Performanslarımız birbirine yakın olduğundan birbirimizi beklememize gerek kalmadan ard arda seyahat ettik. Gelecek yıl daha uzun soluklu ve günlük daha az yol yapıp daha çok keyif yapabileceğimiz turlarda birlikte olmak isterim. Teşekkür ederim benim uyumlu yol arkadaşım.
Ayrıca gezimize bisiklet taşıyıcısını ödünç vererek katkıda bulunan sevgili arkadaşım İlhan'a ve bizleri Kumbağ a giderken evinde güler yüzle ağırlayan İhsana, eşine, kayınvalidesine çok teşekkür ederim.