14 Ocak 2011 Cuma

ANTALYA


05 Aralık 2010 Pazar
Bu gün 20 Kasım. Kahvaltıdan sonra öğlene doğru Hasanla evden çıktık. Ben denize gireceğim benim Hatırım için Hasan da mayosunu yanına aldı. Her ne kadar hava benim için sıcak olsa da onun için serin. Buraya gelmeden önce bir görüşmemizde hava nasıl denize giriliyor mu diye sorduğumda girenler var biz girmiyoruz demişti. Nedenini sorduğumda ise Antalyalı soğuk denizi sevmez demişti. 
Evden çıkarken Konyaaltına mı gidelim Laraya mı diye sordu. Geçen gelişimde ve bu gelişimde Konyaaltını görmüştüm. Laraya gidelim dedim. Lara plajına geldik.
Antalya da sahiller halka açık. Larada piknik masaları, barbeküler, soyunma kabinleri ve duşlar konarak insanların rahatça piknik yapması ve denize girebilmesi için kullanıma sunulmuş.




 Hasanla beraber mavi denize girip keyif yaptık. Akşam eve dönerken arabanın camından Beydağlarının tepesinde batmakta olan güneşi görüntüledim.

 Akşam yemeği için balık almak için bir halk pazarına gittik. Burada İstanbul a göre gördüğüm bir farklılık yan yana iki ayrı balıkçıda da kadınlar çalışıyorlardı, hem de birden fazla ve balıkları kadınlar temizliyorlardı. Güzel bir görüntüydü. Birde bu kadar çok bal kabağını bir arada görmek beni şaşırttı. Anlaşılan Antalyalılar kabağı çok seviyorlar ve çok tüketiyorlar.



 Güneş battı, gece karanlığa teslim oldu.









 Yemek hazır ev sahiplerini bekletmeyeyim.
 Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Mustafa Yiğit aradı. Bu gün Hasanla birlikte ABB işitme engellilerin maçına gidecektik. Mustafa Yiğit e stadı tarif etti Hasan. Evden çıktık önce eski Antalya stadına gidip oyunculardan birkaçını aldık. Konvoy halinde sahaya geldik. Görevlinin dediğine göre ilk kez oynanacakmış bu sahada.
 Bu sahalar benim oynadığım zamanda olacaktı ki.
 Buda Hasan.





 İşitme engelliler takımı.
 Bu günkü rakipleri Karşıyakaydı. Maçı 13-0 kazandılar.
 Maçtan sonra yemeğe gidilecekti. Mustafa Yiğit bisikleti ile geldiğinden 2. Yarıda evine gidip bisikletini bıraktı ve bana eşofman aldı. Antalya da hava öğleden sonra soğuyor. Mustafa Yiğit i kararlaştırdığımız yerden alıp yemeğe gittik. Önce oyuncular doyuruldu sonra biz yemek yedik.
 Mustafa Bey in yanındaki Pepe Tayfun un gösterisi görülmeye değerdi.
 Antalyadaki son günümde Hasan beni Antalya piyazı yemeye götürdü. Antalya mutfağında tahin in ayrı bir yeri olduğunu gördüm. Kullanıldığı yiyeceklere ayrı bir lezzet katıyor. Gece Hasanla evden çıktık. O arabası ile bense bisikletim ile evine 10 km uzaklıktaki otogara gittik. Otogar yakınındaki havuzdan görüntüler.

 Otobüsün kalkmasına yakın Mert te geldi. Otobüse bisikletlerimizi koyarken muavinle yine olağan gerginlikler yaşandı. Mert sinirlendi. Sonunda bisikletlerimizi bagaja koyup otobüse bindik ve İstanbul a doğru yola çıktık. Aslında her iki tarafında kendilerine göre haklı nedenleri var. Her iki tarafta biraz daha sakin olabilirse sorunlar daha rahat çözülüyor.
Sabah Ataşehir de Mert indikten sonra ben Esenler otogarına doğru devam ettim. Yoğun trafikte boğaz köprüsünden geçerken otobüsten çektiğim boğaz görüntüsü.

Benimle birlikte pedal çeviren Mert e, arkadaşlarım Süha ve Hasan a, Antalya da beni karşılayan Ömer Yıldız a, Mustafa Yiğit e, yolda arayıp durumumuzu soran Çağlar a, Metin e, İlhan a, Uğur a, her turumda görüştüğümüzde ”Maddi ve manevi yapabileceğim bir şey var mı? Bir şeye ihtiyacın olursa mutlaka arayıp haber ver’’ diye bana güvenebileceğim bir dal uzatıp destek olan Erdal Irmak a ve adını saymayı unuttuklarıma çok teşekkür ederim. Yeni bir turda buluşmak üzere hoşça kalın.