14 Ocak 2011 Cuma

3. GÜN SARIGERME-ÖLÜDENİZ

30 Kasım 2010 Salı
Sabah yine erken kalktım. Henüz Mert yatıyor. Dün gece gelip denize girip duş alana kadar hava karardığından etrafı görememiştim. Fırsat bu fırsat deyip elimde fotoğraf makinem kampı dolaşmaya çıktım. Dün geldiğimizde sinekler fena ısırmış sabaha kadar kaşındım.



Kampın girişine kadar uzanan dere doğal liman görevi görüyor.
Suyun kenarındaki sazlar tahmin ediyorum ki sivrisineklerin yatağı. Akyakadaki çorbacıya ne kadar çok sinek var dediğimizde bunun nedenini çevrecilere sorun ilaçlamaya müsaade etmiyorlar demişlerdi. O zaman buna bir anlam verememiştik ama buraya gelene kadar yol boyunca gördüğümüz arı kovanları bunun nedenini anlamamızı sağladı. Sinekle yapılacak mücadele arılara da zarar verecekti.
 Sazların tepelerindeki püsküller güzel bir görüntü oluşturuyor.
 Birde uzaktan bakalım.
 Çadırın yanına geldiğimde Mert kalkmış içeride çantasını hazırlıyordu.
 Bu günkü yolumuz haritaya göre 112 km görünüyor. Mesafeyi kısaltmak için Kapıkargından sahile inip aynı yolu tekrar geri geleceğimiz rotayı iptal ettim. Bundan amacım günler kısa olduğu için hava kararmadan kamp noktamıza ulaşmak. Böylece yolumuz tahminime göre 95 km ye indi. Bu şartlarda bu mesafe bile fazla. Önceki gece Mert e yol uzun olduğundan erken yola çıkmamız gerektiğini, vakit kaybetmemek için öğle yemeğini peynir ekmek şeklinde geçiştirmemizi teklif ettim, kabul etti.
Bir gece önce lokantadan aldığım ekmekle kaşar peyniri, zeytin, salam, zeytinyağlı domates, karper peynirinden oluşan menümüzle kahvaltımızı yapıp yola çıktık.
Bu günün yol haritası:

Create Maps or search from 80 million at MapMyRide
Kampın çıkışında sağa doğru devam eden yolunda haritaya göre bizi Dalaman a götürmesi gerekiyor ama daha kısa olduğu için geldiğimiz yolu tercih ettim.
Dün geldiğimiz yoldan ayrılma zamanı gelmişti.


 Düz olarak devam eden yolda beklediğimizden hızlı yol alarak Dalaman a ulaştık.
 Yukarıdaki fotoğraftan sonra Mert suyunun bittiğini önden gidip su alacağını söyleyerek yola devam etti. Ardından ben de devam ettim. İleride bir kavşağa geldik. Düz giden yol Köyceğiz Fethiye yoluna bağlanıyordu. Sağ tarafa giden yolda ileride aynı yola bağlanıyordu üstelik daha kısaydı. Mert yolu bilmediği için kavşakta durdu. Önüne çıkan elinde olta kamışı olan gence yolu sordu. Genç her iki yolunda Fethiye ye gittiğini ama sağdaki yolun 5 km kadar daha kısa olduğunu söyledi. Mert yolun durumunu sorunca genç az ileride kısa bir toprak yol var sonrası mıcır dedi. Mıcırsa ana yolu takip edip fazla yol kat etmeyi tercih ederim dedim. Genç yolun bisiklete uygun olduğunu söyledi. Mert yokuş var mı diye sordu. Baktım sohbet devam ediyor hemen yanı başımızdaki Yapıkredi Bankası şubesinin ATM sine Digitürk faturamı ödemek için yöneldim. Dalyanda PTT şubesinden fatura ödemeye gittiğimde geçen ayın faturasını ödemediğimizi öğrenince onu ödemiştim. Aniden fikir değiştirdim. Yol hali belli olmazdı. Parasız kalmamak için faturayı ödemekten vazgeçtim ve yola çıktık. Ben önde Mert arkada devam ediyorduk. Arkadaşın dediği toprak yola geldiğimizde Mert arkamdan seslendi, durdum. Su almam için neden marketin önünde durmadın dedi. Unuttuğumu söyledim ve peki sen neden durup almadın dedim. O zaman sen gidecektin deyince olsun nasılsa ileride durup beklerdim diye yanıt verdim. Peki, şimdi ne olacak dedi. Su istiyorsan dön marketten al ben burada beklerim dedim. Mert in sesi sertleşmişti. Yola çıktığımızdan beri ilk kez ilişkimiz geriliyordu. Durumu yumuşatmak için veya şuradaki evlerden birisinden su iste dedim. Mert söylenince ben yandaki sokağa girdim ve köşedeki evin bahçesinde gördüğüm genç kadından su istedim. Kadın soğuk mu olsun diye sorunca Mert soğuk olsun dedi. Mert in pet şişesini dolduran kadın bana su isteyip istemediğimi sordu teşekkür ettim. Benim su tüketimim diğer insanlardan daha az. Suyun tamamlanmasından sonra yola koyulduk. Mıcırlı yol başladı. Mıcır yeni döküldüğünden yolun kenarları özellikle yüklü bisiklet ile gitmeye uygun değil. Mecburen araçların geçip mıcırları kenara attıkları kısmı kullanıyorum. Bir ara bu kısım daraldığından gelen araca karşı pozisyon alabilme düşüncesi ile yolun bana göre en sol tarafından gitmeye başladım. İleride yeni bir Opel araca binmiş bir ayı otomobilini ısrarla üzerime sürmeye başladı. İstifimi bozmadım. Son anda yanımdan teğet geçti. (Erdoğan’ın krizi gibi ona göre teğet, bana göre delip te değil gerçekten teğet geçti.) Bende ayının anasının hatırını hayli hararetli bir şekilde sordum. Yol çam ağaçlarının arasında devam ediyordu.
Dik olmayan çıkışı tamamladığımda Mert i beklemek için durdum. Biraz sonra Mert göründü.

 Yol bir süre sonra ana yola bağlandı. Az ileride Göcek tüneli göründü. Bu tünelin uzunluğunun 950 metre olduğunu ama bisiklet ile geçmenin yasak olduğunu daha önce bu bölgeye tur yapan arkadaşların tur anlatımlarını okurken öğrenmiştim. Kimi görevlilere rica edip geçebilmiş, kimi Nuh deyip peygamber demeyen görevliye çatıp eski yolu kullanmak zorunda kalmış, kimi ise ters taraftan geldiğinden tüneli geçtikten sonra görevliler tarafından durdurulmuş. Mert ikna kabiliyetine güvendiğini söyleyip şansını denemek istediğini bildirdi ama ben kabul etmedim. Kasaba minnet etmektense bir tarafını kesip yeme dik başlığında olduğumdan asla kimseye yalvarmam yokuşu çıkıp dağı aşarım dedim. Mert te düşüncemi kabul etti. Tünele doğru yokuş aşağı bıraktık bisikletlerimizi.



 Ücretli geçişmiş, bende size para kaptıracak göz var mı?
 Hoş geçmemize izin verende yok.
Yolcu yolunda gerek.
Yokuşu tırmanmaya başladık. Ben yine hızlı çıkıyorum. Ne yapayım elimde değil.
 Rica etseydik ve görevliler de lütfetseydi o gişelerin yanından geçecektik.
 Tırmanışı bitirdim. 345 metreye çıkmışım ama kaç metreden başladığımı bilmiyorum.
 Yol buradan daha güzel görünüyor.
 Çıktığım yokuşun eğimi %10 muş.
 Mert geliyor.

 Mert te benim fotoğrafımı çekti.
Buda tünelin çıkış tarafı.

 İnişi tamamladıktan sonra yol kenarındaki bir çeşmede durup suyumu doldurdum. Bir süre bekledim Mert gelmedi. Oysa ben inişte son dönemeci dönerken o da bir sonraki dönemeçteydi. Ben su doldururken geçmiş olabileceğini düşünüp Göcek girişine kadar devam ettim.
 Fotoğraf çekerken Mert geldi. Matı ve uyku tulumunu bağladığı bagaj lastiklerinden birisi kopmuş onun için gecikmiş.

Göcek in arkası çam ağaçları olan bir tepe.

 Panoramik fotoğraf çekerken tripot kullanmadığımdan vücudum bu şekli alıyormuş.

Bu da çektiğim panoramik fotoğraf.

 Göcek kıyıları lüks siteler yapılarak zenginlere tahsis edilmiş.

 Göcek in yerlisi karayolu tarafında konuşlanıp deniz kenarını yabancılara bırakmış.
 Göcek çıkışında önce 2280 metre aşağı ineceğimizi görünce sevindik. Ama bu sevincimiz uzun sürmedi çünkü bu nasıl bir asfaltsa lastikleri bir türlü bırakmıyordu. Adeta terk edilen yapışkan sevgili gibi. Pedal çevirmeden aşağı inmek imkansızdı. Bu şartlarda yokuş çıkmaya razıydım. Hiç olmazsa yokuş çıkıyorum diye teselli bulurdum.
 Sonrasında 1820 metre tırmandık.

Tepede Mert i beklerken bitkileri inceledim. Mert geldi yanımızdaki tepeye yerleştirilmiş üzerinde elle yazılmış “Köfteci 200 metre’’ yazan tabelayı görüp 200 metre sonra köfteci varmış ben acıktım köfte yiyelim dedi. Her ne kadar sabah yemek için fazla zaman harcamamaya karar versek te buraya kadar umduğumuzdan erken gelmemiz gevşememize yol açmıştı. Köfteci yolun kenarında aşağıdaki muhteşem Katrancı koyuna manzaralı yol kenarına yerleştirilmiş minibüsten bozma bir yerdi. Benimde iştahım kabardı. Bu manzaraya karşı köfte yemek harika olacaktı. Hele yanına birde buz gibi bira olsa değmeyin keyfime.
 Mert köfteciyi görünce hijyen kaygısı ile yemekten vazgeçti. Geçen yıl GPA dan devam eden Ahmet Mumcu, İbrahim Kızılkaya ve arkadaşları yağmur altında böyle bir köfteciye sığınmışlar ve köfteler çok lezzetliymiş hem ateş gören ette mikrop kalmaz desem de ikna edemedim. Aklım o manzara eşliğinde yiyeceğim köftelerde kalarak yola devam ettik. Mert e eğer çok acıktıysan çantamda peynir ekmek var atıştıralım, Fethiye de yeriz. Yok eğer dayanabilirsen Fethiye ye tahminime göre 15 km kaldı en geç 1 saatte orada oluruz dedim. Fethiye ye kadar dayanırım dedi.
 Ben yol kenarındaki portakal ağaçlarını kesip acaba birkaç tane koparsam bir şey derler mi diye düşünürken Mert arkamdan yetişip beni geçti ve yolun solundaki et lokantasını gösterip ben burada bir şeyler yiyeceğim istersen peynir ekmek ye dedi. Bu sözüne çok kızdım. Ben yol kenarındaki ilk markette durup peynir ekmek yiyip seni beklerim diyerek devam ettim. Bundan kastım peynir ekmek yemek için geçecek süre etin pişip yenmesi için geçeceği süreden az olacağındandı. Böyle yapacağını bilsem yukarıda durup o köftecide yemek yerdim. Bu satırları yazarken hala aklım o köftecide. Hırsla pedal çevirmeye devam ettim. Aslında şu anda bir şeyler yemeye ihtiyacım yok ama sırf kopmayalım diye bir marketin önünde durdum. Markete yöneldiğimde yanımdan geçen Mert Fethiye de görüşürüz dedi. Bu ne demek oluyordu şimdi. Çok kızdım ama arkasından gidersem kontrolümü kaybedip ağır şeyler söyleyebileceğimi bildiğimden marketten ekmek ve Fanta alıp kenarda bir gölgede yedim. Sabah Dalaman çıkışındaki su hadisesinden sonra bu ikinci problemdi ve birincisine göre çok daha ciddiydi benim için.
Yemekten sonra Fethiye ye doğru yola devam ettim.
Fethiye ye geldiğimde Mert yol kenarında bir kebapçının önündeki masada yemek yiyordu. Durup bisikletimden indim ama yanına gitmedim. Çay davetini de geri çevirdim. Mert istersen sen devam et Ölüdeniz de görüşürüz deyince yola çıktım. Bundan sonra tur benim için bitmişti, her zamanki bireysel turuma devam edebilirdim. Kimseyi beklemek ve bekletmek zorunda değildim. Bisikletime atladığım gibi yola devam ettim. Daha önce Ölüdenize giden turcu bir arkadaştan Ölüdeniz in çok pahalı olduğunu okuduğumdan Fethiye çıkışında bir markete uğrayıp 2 gün boyunca bana yetecek kadar yiyecek almak için markete girdim.2 adet 1.5 litre su, kaşar peyniri, 6 lı yumurta, makarna, 2 adet hazır çorba, sana yağı, 2 ekmek, 1 paket köfte, barbunya pilakiden oluşan nevalemi aldım. Aslında daha çok şey almak istiyordum ama bunları bile nasıl taşıyacağımı düşünüyordum. Yüküm yaklaşık 5 kg daha artmıştı ve önümde uzun bir yokuş vardı. Ben poşetleri bisikletimin bagajının sağına, soluna bağlarken yanıma 3 çocuk geldi. Bisikletimi beğendiler. Fiyatını sordular önce İstanbul da bunları bedava veriyorlar dedim, sonra zannettiğiniz kadar pahalı değil sıradan bir bisiklet dedim. Şakalaştık. Moralim biraz yerine geldi.
 Yola koyulup yokuşu çıkmaya başladım. Sanki yüküm azmış gibi bir de ilave yük yükledim. Bu defa gerçekten zorlanıyordum ama sabırla pedal çevirmeyi sürdürdüm. Bu tür durumlarda asla yolun tepesine ve km saatime bakmam. Yokuş çıkmaya mahkum edilmiş olduğumu var sayarım. Uzun bir çıkıştan sonra yol kenarındaki çeşmede durdum. Eğimin dikliğinden bisiklet ayağı açık olarak duramıyordu. Zor zahmet dengeleyip su içtim ve boşalan mataramı doldurdum.
 Yola çıkarken bisikleti yola zor çıkardım ve hareket ettim. Bisiklet ağırlığından dolayı beni aşağı çekiyordu. Bisikletimin üzerindeki yükleri görebileceğiniz başka bir açı.
 Yokuşun sonunda Hisarönü ne geldim.
 Sonrasında Ölüdeniz e doğru inmeye başladım.
Şeker kamping e gelip çadırımı kurdum burada da sivrisinek çok fazla. Daha çadırı kurmadan üzerime sinek kovucu sıktım. Çadırı kurduktan sonra kendimi suya attım.
 Karşıdaki kıyı fotoğraflarda dil şeklinde gördüğünüz yerin kıyısı. Kapıdan yaya olarak giriş 4 TL. Buradan yüzerek hatta yerini bulursanız suyun içinde yürüyerek girmek bedava. Yakalanmamak şartıyla tabi.

 Deniz faslından sonra kampı gezdim.









Mert e telefon edip Şeker Kampinge yerleştiğimi söyledim. O da Ölüdeniz e gelmiş. Gelirken hiçbir şey almamış. Fethiyeden çıkarken telefon edip eksikleri sormasını beklerdim. O da gelirken meyve getirse hiçte fena olmazdı. Mert aldıklarına ortak olurum dedi. Peki dedim. Kampa geldikten sonra bulunduğumuz yere 1 - 1,5 km uzaktaki Ölüdeniz merkezine yürüdüm. Herhalde yorgunluk sinirlerimizin gerilmesine neden oldu.

 Kendime 1 bira alıp kampın yolunu tuttum.

Akşam yemeğinde köfte ve makarnadan oluşan menümüzü bira ile taçlandırdım.
Dün Sarıgerme de kampın lokantasında 3 TL ödediğim biraya burada markette 3,5 TL ödedim.
Yola çıktığımızdan beri ocak ve tencere setimi ilk kez bu akşam kullandık. Makarnayı ve köfteleri Mert pişirdi. Bulaşıkları ben yıkadım. Bulaşık süngeri almayı unutmuşum. Yemekten sonra gezmek için tekrar Ölüdeniz e gittik. Bulaşık süngeri bulamadık. Magnum dondurma yedik. Burası Ölüdeniz değil ölü şehir. Sezon bittiğinden esnaf elindekini satıp bitirmek istiyor, yeni mal almıyor. Bunun nedeni burada yerli halkın yaşamaması. Turist varsa burada hayat var, yoksa yok. Anlaşılan bizler son misafirleriyiz buranın. Her yerde boş oda var levhaları asılı. Oysa yazın kim bilir nasıl bir gayret vardır boş oda bulabilmek için.
Gün sonunda yaptığım yol 75 km.

Ortalama hızım 16,8 km.

Max hızım 60,8 km. Ölüdenize inerken ulaştım.

 Toplam pedal çevirme sürem 4 saat 27 dakika.

 Yarında burada kalacağımızdan geç yattık ama uyumak ne mümkün az ilerideki otelin sahibinin biricik oğlunun düğünü varmış. Saat 2 oldu hala müzik çalıp silahlar patlıyor. Bizse yatağımızda dönüp duruyoruz. Müzik bangır, bangır bağırıyor
“Halkalı şeker,
Hasiretlik çeker
Çok salınma nazlı yarim
Cahilim aklım gider.’’