13 Ocak 2011 Perşembe

GPA 4 2. GÜN AKYAYA-ÖREN

12 Ekim 2010 Salı
Akşam denize girerken batan günün fotoğrafını çekememiştim. Sabah erken kalkıp gün doğuşunun fotoğrafını çekmek istiyordum. Uyanık olmama rağmen çadırdan geç çıkınca görüntüyü kaçırdım.



Akşam hafif dalgalı olan deniz bu gün sakindi.












Teşhir için konmuş bungalov.

Güçlükle fotoğraf çekmekten ayrılıp çadırlarımızın yanına geldim. Uğur kalkmıştı.
Kamp uyanmaya başlamıştı.
Ben sabah kalktığımda bu kadar güler yüzlü olamıyorum.

Mustafa Yiğit işleri nedeni ile bu gün geri dönecek.
83 köpeğe baktığını söyleyen bir kamp sakini.
Yola çıkmadan bir Akyaka orman kampı hatırası.
Kahvaltı Azmak kenarında bir balıkçıda köy kahvaltısı şeklinde yapılacakmış. Eşyalarımızı kamyona verip bisikletler ile yola çıktık. Manzara muhteşemdi.

 Su ne kadar da berrak. Teknenin altındaki yosunlar net şekilde görünüyor.

Her geçen dakika buradan ayrılmam daha da zorlaşıyor.
Köpeğin ilgisini çektim, yanımdan ayrılmıyor.
Kavaltı mekanına geldik.
Bu bir rüya olmalı. Birisi beni uyandırsın.



Harika manzaranın eşliğinde nefis köy kahvaltısı sona erdi.



Artık gitme vakti.
Gitmeden son bir kare daha alayım.
Ve yoldayız.
Akyaka içinde toplanıp jandarmanın yolu geçişimize hazır hale getirmesini bekledik.
Bu günkü turumuz başladı. Akyakayı arkamızda bıraktık.


Akyakadan çıktıktan kısa süre sonra karşılaştığım bu manzara beni cezbetti.
Yolcu yolunda gerek.
İlerlemem mümkün değil heryer çok güzel.

Birde kendimi çekeyim.
Çam ağaçları ve deniz manzarası eşliğinde ilerliyoruz.

Mavi ve yeşilin hatta bütün renklerin en güzel tonları.



Tur boyunca bize eşlik eden sponsor firmanın aracını ve araç içindeki arkadaşları da görüntülememek olmazdı. Kendilerine maddi manevi katkıları için teşekkür ederim.
Bir de biz birlikte poz verelim.



Akyakadan beri bizi takip eden köpeğe açıyan arkadaşımız köpeği kucağına alarak pedal çevirmeye devam etti. Hayvan halinden oldukça memnun.
İlk mola noktamıza geldik. Tabi bizle beraber köpekte.

Tavsiye uzerine ada çayı içtim. Nefisti.




Volkan aynı makine ile aynı yerde ben seni net olarak çekerken sen beni karanlık çekmeyi nasıl becerdin?


Yolda tanıştığımız GPA İstanbul temsilcisi Hüseyin Suda fotoğrafımı çekti.



Ben de Hüseyin Suda yı görüntüledim.

Yeni bir koy görünene kadar Hüseyin Suda ile birlikte pedalladık.
Burası Akbük koyu. Sağda görünen ağaçların arkasında deniz kenarında Ertuğrul Özkökün evi var. Bu koy sit alanı olduğundan yapılaşma yasak. Sadece eskiden kalma binalar var. Ertuğrul Özkök Akbükteki evlerinden arada bir yazılarında söz ederdi ve bende burasını Didim in yanındaki Akbük zannederdim. Bu ev babasından kalma. Yine bir yazısında babasının her yıl bahçe kapısını asma kilit ile kilitleyip kilidi de naylona sardıktan sonra biraz geri çekilip kapıyı seyrettiğini yazmıştı.
Akbük girişinde toplandıktan sonra yokuş aşağı koya süzüldük.

Yukarıdan gördüğümüz harika koya geldik.

Kendimizi bu berrak sulara attık. Hatta bazılarımız suda kuğu gölü balesi bile yaptılar.



Akbük koyundan ayrılırken gözüm hala oradaydı.
Tekrar yola çıktık. Önümüzde sabahtan beri söz edilen Kultak rampaları var.
Zorlu rampanın bir yerinde Murat Gülersoy un gitarıyla Eyes of Tiger ı çalarak bizleri karşılaması çok hoştu.





Uzun ve zorlu Kultak rampasını geçtikten sonra Örene geldik ve gurubun toplanması için girişte beklemeye başladık.

Ören sahilindeki kamp alanına gelip çadırlarımızı kurduk.









Uğurla yolun kenarındaki deniz kenarına geçip fotoğraf çektik. Espri olsun diye Pazar dergisindeki güzellerin plajda verdiği poza benzer bir poz verdim.

Denize girip duşumu aldıktan sonra akşam yemeği sonrası bu sabah Akyaka çıkışında tanıştığım Serdar ile birlikte bir çay bahçesine gidip çay içtik ve mekan sahipleri ile sohbet eetik. Mekan sahibinin kardeşi buraya yerleşin diye çok ısrar etti. Ev kirası 300 TL, 2 kişi mutfak masrafı için 500 TL ile geçinebilirsiniz dedi. Galiba sonunda bu taraflara bir yere yerleşeceğim. Akşam yatarken telefonun alarmını kurdum. Sabah güneş karşıdaki kıyılardan doğacak ve ben bunu kaçırmak istemiyorum.