1 Ocak 2012 Pazar

İLK BİSİKLET TURUM BÜYÜK KUMLA - BURSA

01 Ocak 2012 Pazar
1975 yılı Ağustos ayının başında arkadaşım Oğuz’un daveti üzerine Gemlik Büyük Kumlaya yazlıklarına gitmeye karar verdim.

1972 yılında ortaokulu bitirdiğimde anneme 3 vitesli Peugeot bisiklet aldırmıştım. Bisiklet Bisan tarafından üretiliyordu ve çevremde bırakın vitesli bisikleti bisiklete sahip olan ilk kişiydim. Kısa bir süre sonra Oğuz da babasına aynı bisikletten aldırmıştı ve birkaç ay sonra 3 lü rubleyi 5 li ile değiştirip 5 vitesli bisiklete geçiş yapmıştık. Oğuzla sürekli deli gibi bisiklete biniyor ve sürekli yarış yapıyorduk. Süratli bisiklet kullanmayı seviyorduk. Hızımızı ölçebilmek için o zaman piyasaya yeni çıkan mekanik km saatlerinden almıştık. Ne kadar doğru gösterdiğini bilemem zira hızı tekerleğin devir sayısına göre gösterirken lastik çapı ile ilgili bir veri girişi yoktu. Bir Pazar sabahı erken saatlerde Zeytinburnunda 58. Bulvar caddesinde kadranda 40 km sürati gördüğümde benden mutlusu yoktu. En büyük hayalim bisiklet ile Tekirdağa gitmekti ve bunu ancak 2010 yılında gerçekleştirebildim. Ben yazlığa gitmeyi kabul edince Oğuz benim bisikletimi bana yük olmasın diye bir hafta öncesindeki gidişinde önce gemi ile Yalovaya, sonra araba bagajında Karacaaliye götürdü. Karacaali, Kumla, Gemlik arasında birkaç gün gezdikten sonra babası Mustafa amca Oğuzu İstanbul’a işe yolladı. Bir gün Oğuz’un kardeşi Murat ile bisiklet ile Bursa’ya İskender yemeye gitmeye karar verdik. Murat’ın dediğine göre Gemlik çıkışındaki yokuşu çıktıktan sonra yokuş aşağı inip Tofaş fabrikasına gelecek ve 10 km düz yolda pedal çevirip Bursa’ya gelecektik. Yol benim de aklıma yattı. Bisikleti tamir edebilmek için anahtar takımı ve yama takımını bir çantaya doldurup bisikletimin bagajına bağladım ve yola çıktık. Gemlik rampasını çıkarken kan ter içinde kalmıştım ki Murat Orhan sen baya güçlüymüşsün dedi. Niye diye sorduğumda yokuşu 5. Viteste çıkıyorsun dedi. O zaman neden bu kadar zorlandığımı anlayıp vitesi küçülttüm ama zaten yokuşun sonuna da gelmiştik. Yokuşun tepesindeki çeşmede başımızı ıslatıp yüzümüzü yıkadık, hatta ben tişörtümü ıslatıp öyle giydim. Yokuş aşağı kendimizi saldık ama karşımıza bir yokuş daha çıktı. Bu hiç hesapta yoktu. Murat’a hani bir yokuş çıkacaktık dedim. Mecburen yola devam ettik. Yol bir gidiş, bir gelişti ve yokuş çıkarken kamyonların egzozundan çıkan kara duman yüzünden boğuluyorduk. Bu çıkışın ardından yaptığımız inişle Tofaş fabrikasına geldik. Fabrikanın önündeki tabelada Bursa 10 km yazıyordu. Bu 10 km beklentilerimizden uzun sürdü. İşte o gün anladım ki yokuş çıkmak düz yolda gitmekten daha kolay. Her çıkışın bir inişi vardı ve çıkarken sabırla inişte yaşayacağım keyfi bekliyordum. Düz yol öylemiydi ya, sürekli pedal çevirmeniz gerekiyordu. Durduğunuz anda bisiklette önce yavaşlıyor sonra duruyordu. Bursaya ulaşıp bisikletlerimizi Murat’ın amcasının bulunduğu hana bıraktık. Sonra İskender kebap yemeye gittik. Bu arada ben paramı yanıma almayı unuttuğumu fark ettim. Tam öğle saati olduğundan kebapçı kalabalıktı. Uzun süren bir bekleyişten sonra Murat’ın yanındaki para ile kebaplarımızı söyleyip yedik. Dönüş yoluna çıktığımızda o zamanki otogarın önündeki bir el arabasından Bursa’nın meşhur yarma şeftalisinden aldık. Şeftalileri de ben taşıyordum. Bir süre sonra Murat şeftaliler ağırlık yapıyor şunların bir kısmını yiyelim dedim. Yedik ve yola çıktık. Tofaşın önüne geldiğimizde kalan şeftalileri de yemeyi teklif ettim. Her ikimizde iyice yorulmuştuk ve yokuşları güçlükle çıkıyorduk. Gemliğe yaklaştığımızda benim bisikletimin gidonu ile gidon borusunun birleşme yerindeki kaynaktan yırtılmaya başlamış ve gidonu açılı bir şekilde tuttuğumda bisikletim düz gidiyordu. O zamanlar bisikletlerde gidon boğazı kullanılmıyordu. Yokuşlarda gidona uyguladığım kuvvete kaynak yerindeki metal malzeme dayanamamıştı. Bu şekilde yola devam ettim ama gidonun açısı da sürekli arttı. Gemlikten Küçük Kumlaya giderken yokuşu çıkıyordum ve burada gidon çevresi boyunca 90 derece dönmüştü ve bu konumda tuttuğumda bisiklet düz gidiyordu. Karşıdan gelen Chevrolet dolmuşun şoförü şaka yapmak için bana kafa gösterince gidonu hızla çevirdim ve son temas noktası da koptu. Turu Küçük Kumlanın üstünden Büyük Kumlaya kadar bisikletimi iterek tamamladım. Bu turda yaklaşık 86 km pedal çevirdik be bu benim ilk uzun turumdu. Akşam yemekte Mustafa amca gün boyunca neredeydiniz öğle yemeğine de gelmediniz deyince biz kendimizce büyük bir iş başarmanın mutluluğuyla bisikletle Bursa İskender yemeye gittik dedim ama hay demez olaydık. Mustafa amca boyun damarlarını şişirip, ağzından tükürükler saçarak esti gürledi. Ne demek bisikletle Bursa’ya gitmek, paranız yoksa söyleyin vereyim. Herkes gibi otobüse binip gidin gelin. Ya başınıza bir şey gelseydi diye bağırıyordu ve bu suçlamalardan yaşım Murattan daha büyük olduğu için ben daha çok pay alıyordum. Yemeğimizi zorlukla yiyip odamıza çekildikten sonra Muratla bizi anlamıyorlar abi, bizim amacımız İskender yemek değil Bursa’ya bisikletle gidip gelmek diye birbirimize dert yandık. Yıllar sonra baba olduktan sonra rahmetli Mustafa amcanın ne demek istediğini anlayıp ona hak verdim. Demem o ki maceraperestlik benim doğamda var. Çocukken de böyleydim, şimdi de böyleyim. Zannetmeyin ki unumu eleyip eleğimi duvar astıktan sonra kendimi yollara attım. Bu durum gücüm pedalları çevirmeye yettiği sürece de böyle devam edecek.