08 Temmuz 2012 Pazar
Sabah 06:30 da kalkıp Aliyi de kaldırdım. Bu günkü minibüsle Kazbegi dağına gideceğiz. Eğer dönebilirsek te döneceğiz. Hemen acele ile giyindik. Odada bizden başka 3 kişi daha yattığı için mümkün olduğunca gürültü yapmamaya çalışıyoruz. Odanın dışında Hostel’in sevimli kedisi uykudan uyanmıştı.
Dışarı çıktığımızda cadde boştu. Gürcüler Pazar sabahının keyfini yataklarında çıkarıyorlardı anlaşılan.
Rustaveli Caddesinde 200 metre kadar yürüyüp metro istasyonuna geldik. Ben dün otogara gittiğim için yolu biliyorum. Yürüyen merdivenle aşağı inerken neredeyse Ali ve benden başka bir iki kişi daha ya vardı ya yoktu.
Birkaç dakika kadar bekledikten sonra metro geldi, bindik. Vagon dışarısının aksine oldukça kalabalıktı. Ali anonsu dinleyip abi şimdiki mi diyor diye sordu. Dün bana da öyle gelmişti ama herhalde kulağımız yanılıyor dedim. Didubede inip otogara yürüdük. Otogar girişindeki büfelerden birisinden yiyecek bir nevi poğaçaya benzer bir şeyler aldık. Minibüsün doğru yürürken önümüzde bir kadın ve bir erkek sırt çantalı yürüyorlardı. Onlarda Kazbegiye gideceklermiş. Minibüsün yanına geldiğimizde saat tam 07:45 ti ve benim daha önce okuduğum bir anlatımdan edindiğim bilgi ile zamanında kalkacağımız konusunda pek ümitli değildim. Şoför sırt çantalı yabancıları arka tarafa bindirdi. İçerisi tamamen dolmuştu. Gidenlerin neredeyse her birisinde kocaman sırt çantaları vardı. Şoför adam başı 10 lari ücreti peşin olarak aldıktan sonra bizi ön koltuğa oturttu ve saat 08:00 de yola çıktık.
Bu günkü yol haritamız:
Find more Bike Ride in Tbilisi, Georgia
Ara yollardan geçip dün Tiflise geldiğimiz çevre yoluna çıkıp Gori yönünde gitmeye başladık. Dün bisiklet ile geldiğimiz yoldan bu sefer minibüsle geçmek insana değişik duygular yaşatıyor. Dün gözümden kaçan bazı ayrıntıları dikkatle inceleyip hafızama kaydediyordum. Mstheka yı geçtikten sonra Gori yolundan ayrılıp Kuzeye doğru yöneldik. Sağ tarafımızdaki geniş nehir yatağında cılız bir su akıyordu. Kazbeg dağına gidiyoruz nehre bak içinde su yok, bizim Kaçkardan akan Fırtına deresinde her zaman debi bundan çok daha fazladır diye düşündüm. Bunun nedeni baraj olmalıydı. Şoför minibüsü oldukça hızlı sürüyordu ama bu sürüş bize tehlike yaratacak körlemesine bir sürüş değildi. Yola çıkmadan aramızda yolculuk hakkında konuşurken Ali 2 saatte gidersek aynı gün geri döneriz konaklamamıza gerek kalmaz demişti. Bende yol 150 km 2 saatte gidebilmek için 75 km ortalama ile gitmemiz gerekir ki okuduğuma göre yol çok bozukmuş gidemeyiz, muhtemelen geceyi de orada geçiririz demiştim. Görünen o ki, Ali haklı çıkacak. Bir süre sonra nehir yatağının üzerinde barajın gövdesi ve ardında da baraj gölü göründü.
Arabanın önünde olduğumuzdan her şeyi ayrıntılı olarak görüyor sık sıkta fotoğraf çekiyordum.
Büfeden aldığım poğaçanın ilkini yemeye karar verip ısırdım. Ben tuzlu diye tahmin ederken tatlıymış. Ali başka model bir hamur almıştı. Onunki de tatlıymış. Anlaşılan Gürcülerin haçapuri dışındaki hamurlu yiyecekleri tatlı oluyor. Aliye keşke bulup puri alsaydık hiç olmazsa o damak tadımıza daha uygundu dedim.
Bir ara Aliye keşke yanımıza kask alsaydık dışarıda kasklı fotoğraflarımızı çekip bisiklet ile gittik deyip yuttururduk nasıl olsa yolun fotoğrafları da var dedim. Ali cam parlıyor onu ne yapacaktın deyince ben cam parlamayacak şekilde çekiyorum, parlayanı da yayınlamam dedim. Birde ön tekeri yanımıza alıp arada bir ön tekerin ucunu da kadraja soktuk mu kesin inandırıcı olurduk.
Yol belli belirsiz bir eğimle yeşillikler arasında devam ediyordu.
Arada bir köylerden geçiyorduk. Araç trafiği gittikçe daha da azalıyordu.
Yol dar, emniyet şeridi yok ama çok düzgün. İstanbulun şehir içindeki yollarınının asfaltından çok daha kaliteli. Buranın rakımının İstanbuldan daha yüksek ve kışlarının kıyaslanmayacak kadar sert olduğuna da dikkatinizi çekerim.
Dışarıda manzara muhteşem.
Nadibani ye geldik.
Baraj gölü bittikten sonra nehir yatağında yeniden cılız bir su akmaya başladı. Oysa dağlara yaklaştık suyun bol olması lazım. Acaba bir baraj daha mı var?
Yol kenarındaki nehir yatağının yan tarafındaki düzlükte yatağa paralel setler yapılmış. Su taşkınına karşı diye düşündüm önce ama bu set parça parça yani taşkını önlemez ancak kenardan bazı şeylerin bir anda nehre ulaşmasını engeller. Neyi engellemek içim yapılmış olabileceğini çözemedim. Bu setleri benim gözümde ilginç kılıp dikkatimi çeken ise bunların taşların üst üste muntazam olarak dizilimesi ile yapılmış olması. Ayrıca bu taşları birbirlerine tutturmak için beton kullanılmamış. File şeklindeki bahçe çitine benzer tel örgüler ile sarılarak taşlar birbirine tutturulmuşlar.
Pasanuariyi geçtikten sonra bir dağa tırmanmaya başladık ve sağdaki bir çeşmenin yanında mola verdik.
Kömür ateşinde pişirilen yiyeceğin ne olduğunu bilmiyorum ama tencere isten görünmüyordu.
Burası çok otantik bir yer ve her geçen burada mola verdiğinden yemek yenecek bir yer var.
Yol kenarına tezgah açmış Gürcü kadınlar çeşitli hediyelik eşyalar ve yiyecekler satıyorlardı. Bunlardan bizim cevizli sucuklarımızın ve pestillerimizin benzerleri dikkatimi çekti. Demek cevizli sucuk ve pestil burada da yapılıp satılıyor.
İkinci tatlı poğaçamı da burada yedim.
Aliye buraya kadar yol çok kolaydı keşke bisiklet ile gelseydik, eğer yolun devamı da böyleyse ben 150 km yolu 1 günde alırdım dedim.
15 dakika kadar süren molanın ardından yeniden yoldaydık.
Önümüzde 70 km kadar yol kaldı.
Karlı zirveler görünmeye başladı. İçimde müthiş bir heyecan var.
Bu ülkede kilise bolluğu var, bizdeki cami bolluğu gibi.
Guidauri göründü.
Burası Gürcistan’ın ünlü kış merkezlerinden birisi.
Yolun eğimi çok arttı. Yol kıvrıla kıvrıla dağa tırmanıyor.
Yukarı Kavrunda göremediğim karlı yamaçları burada rahatlıkla görebiliyordum. Bu bölgede Türiyenin Doğu Karadeniz bölgesinde olduğu gibi sis yok. Gök yüzü pırıl pırıl. Buda herhalde denizden uzak olmamızdan kaynaklanıyor.
Virajın birinden çıkıp diğerine girerek hala çıkıyoruz.
Ali ile birlikte parmaklarımız deklanşörün üzerinde sürekli fotoğraf çekiyoruz.
Yokuş bitti. 2300 metre civarındayız.
Bu yol Sovyetler zamanında kullanılan military road (askeri yol) muş. Bu yol kullanılarak Vladikavkazdan askeri malzemeler Gürcistana bu yol kullanılarak taşınıyormuş. Kışın yamaçlardan düşen çığların yolu kapatıp ulaşımı aksatmaması için tüneller yapmışlar. Bence bu akıllıca bir çözüm. Bu tünellerin bazıları hala kullanılıyor.
İnmeye başladık ama yolda çok bozuldu delik deşik.
Yolun bu bölümünü görünce fikrimi değiştirdim. Bu yolu 1 günde geçmemiz imkansızmış. Bu tür yollarda inmek çıkmaktan daha zor geliyor bana.
Bazı tüneller yan tarafına yapılan yeni yol ile kullanım dışı bırakılmışlar.
Dağdan akan dereler bu tünellerin üzerine yapılan yataklardan akıtılarak yola ve tünele zarar vermesi engellenmiş.
Sürücüler çukurlardan kaçabilmek için zigzaglar çizerek gidiyorlar. Bazen araçlar sanki İngilteredeymişiz gibi birbirlerinin sağından geçiyorlardı.
Makinemden çok memnunum bu bozuk yolda araç ile giderken net fotoğraflar çekebiliyorum.
Kazbegi ye az yolumuz kaldı.
Arada karşımıza köyler çıkıyor.
Burada insanlar hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar.
Karşıdaki dağlar Kazbege yaklaştığımızın habercisi.
Ve Kazbegi göründü. Burası her ne kadar Kazbegi diye anılıyor ve minibüsün önünde Kazbegi diye yazıyor olsa da az sonra ulaşacağımız kasabanın adı Stepantsminda. Kazbegi 5074 metre yüksekliği ile Gürcistan'ın 3. büyük dağı ve Stepantsmindanın yanı başında yükselir.
Burası dağların arasındaki küçük bir düzlüğe kurulmuş küçük bir yer.
Yolun yan tarafında nehir akıyor. Nehirin diğer yakasında eskiden bu güne kadar varlığını sürdürebilen savunma kulesi. Bunların Mestiada daha çok olduğunu okumuştum.
Minibüs küçük bir meydanda durdu.
Minibüsün kapısının önüne pansiyonlarına müşteri bulmak umuduyla birkaç kadın dizildiler. Kalacak yerinizi önceden belirlemediyseniz bu kadınlardan birisinin evinde kalabilirsiniz.
Şoföre dönüş saatini sorduğumuzda 18:00 dedi. Saat 10:30 o saate kadar rahat rahat Kazbegiyi gezip Tiflise dönebiliriz. Yemek için erken olduğundan önce Stepantsmindanın yukarısında arkada görünen tepede bulunan Sameba kilisesine çıkmayı karalaştırdık. Kilise buraya araba yolundan gidildiği taktirde 6,4 km uzakta.
Nehrin üzerindeki köprüyü geçip tepeye doğru çıkmaya başladık. Burada bile doğalgaz olduğunu görünce hayrete düştüm. Zamanında burada insanların rahatı için yatırım yapılmış. Türkiyede dağ köylerinde böyle bir yatırım göremezsiniz bunun en belirgin nedeni yatırım maliyetinin satılacak gaz ile geri dönüşünün uzun zaman alacak olması. Kapitalizm insanı düşünerek yatırım yapmaz, parayı düşünerek yatırım yapar.
Yol kenarındaki bir bahçede 1945 yılında ölen askerler anısına dikilmiş bir anıt vardı. O tarihte 2. dünya savaşı bitmişti bu toplu ölüm neden oldu acaba?
Yavaş yavaş yükseliyoruz.
Sameba kilisesine çok yolumuz var.
Buradaki tesisatların yapım şeklinin daha önce gördüklerimden farkı yok. Estetikten uzak ama neticede iş görüyor.
Bozuk araba yolunda eski ve yıkık evlerin arasında ilerliyoruz.
Yolu kısaltmak için dik patikayı kullanmaya karar verdik.
Stepantsminda gittikçe küçülüyor ama daha ayrıntılı görünüyor.
Patika kıvrıla kıvrıla çıkan araba yoluyla arada bir kesişiyor.
Karlı zirveler muhteşem görünüyor.
Aliyle birbirimizden ayrıldık fotoğraf çeke çeke çıkıyoruz.
Tepeye yaklaştık.
Çeşmenin yanından Stepantsminda böyle görünüyordu.
Buradaki bir çeşmeden herkes su içiyordu bende içtim.
Kazbegi dağının zirvesi bulutlardan görünmüyor.
Çeşmeden kiliseye doğru çıkmaya başladık.
Sameba kilisesi karşımda duruyor.
Kilisenin çan kulesi.
Dağları seviyorum çünkü kendimi özgür hissediyorum.
Ali fotoğraf çekiyor.
Günlerden Pazar olduğundan içeride ayin var. Ali içeri girdi bende gireceğim. Bu kilisede fotoğraf çekmemin yasak olduğu uyarı levhaları ile belirtilmiş onun için makinemi kullanmayacağım.
İçeri girdim ama 1-2 dakika sonra yanıma gelen bir adam işaretlerle bacaklarım açık olduğu için dışarı çıkmamı istedi. Daha doğru bir deyişle beni kiliseden kovdu. Dışarı çıktım. Ben şort giydiğimden beni açık bulmuş. Alinin altında bermuda pantolon olduğundan ona müdahale etmedi. Böyle kısıtlamaların sadece İslam dininde olduğunu düşünürdüm meğer Hıristiyanlarda da varmış. Ben çıkarken içeri giren şortlu bir turistte uyarılmış olmalı ki dönüp siyah bir etek giyerek içeri girdi. Etek giymek beni bozar. Ne giyerim, ne girerim.
Burasının yüksekliği 2300 metre. Ali kiliseden çıkınca önerisine uyup araba yolundan inmek için hareket ettik.
Hava bulutlanmaya başladı. Yağmur geliyor.
Burası soğuk olduğu için üzerimize kalın giysilerimizi giydik.
Mum yakılacak bir yer var. Bu yeşil cimlerin üzerinde kamp kuramadığımız için içim gitti. Buraya bir kez daha gelmek istiyorum üstelik bu sefer bisiklet ile.
Bir süre araba yolundan indikten sonra daha fazla sabredemeyip yeniden patikalardan birisine sapıp aşağı indik.
Gürcistanda taş duvar işçiliği mükemmel. Hiç bağlayıcı harç veya çamur kullanmadan taşları üst üste dizip duvar yapıyorlar ve taşların arasında hava sızdıracak boşluk yok.
Kazbeg dağının zirvesindeki bulutlar bir ara azaldı ve zirve hayal meyal göründü.
Zirvenin yakından görünüşü.
Stepantsmindaya indik.
on anda bir an için zirve net bir şekilde göründü.
Dağa çıkmadan önce gördüğümüz yol kenarındaki lokantaya yemek için girdik. Lokantanın sahibi olduğunu düşündüğüm 35-40 yaşlarındaki erkek biraz Türkçe biliyordu. Ali kendisini garantiye almak için içinde et olmadığından haçapuri yedi lemonad içti. Ben 1 porsiyon (porsiyonda 2 adet) alabalık salata yedim bira içtim. Masaya ekmek gelmeyince ekmek istedim. Gürcü ekmeği getirdiler. Alabalık 8 lari, salata 4 lari, bira 3 lari, ekmek 1 lari. Gürcistanda yemek ile ekmek servisi yapmıyorlar ekmek için ayrıca ücret alıyorlar.
Yemekten sonra Ali durağa daha erken kalkacak bir minübüs olup olmadığını öğrenmeye gitti. Dışarıda yağmur başlamıştı. Ali geldiğinde minibüsün 15:00 te kalkacağını ama şoför daha erken gelmemiz konusunda uyardığını söyledi. Minibüsün kalkmasına 1,5 saat vardı. 1 saat sonra minibüsün yanına gittiğimizde en arka sırada yer olduğunu gördük. Tiflise gidip şehri biraz daha gezebilmek için bindik. 15:00 te minibüs tıklım tıklım dolu olarak yola çıktı. Eğer Tiflise geldiyseniz ve doğadan, dağlardan, kırdan, bayırdan hoşlanıyorsanız ne yapın edin hiç olmazsa 1 gün ayırıp Kazbegi ye gidip o muhteşem manzarayı görün. Hele birde minibüsün ön koltuğunda yer bulabilirseniz çok şanslısınız demektir. Kazgebiyi görmeden gelmek düğüne gidip kasap havası oynamadan gelmeye benzer.
Arabanın arkası çok sallıyor ve dışarısını göremediğimizden yolculuk çok sıkıcıydı. Gelirken mola verdiğimiz yerde durduğumuzda yanımda oturan küçük kız istifra etti. Kendimi dışarı atarak ferahladım.
Bu güzel manzarayı görünce bir kez daha fotoğraf çekmeye başladım.
Molada ben fotoğraf çekerken Ali minibüsteki bir gençle tanışıp sohbete başlamıştı. Arkadaşın adı Nadir. Azeri kökenli Gürcistan vatandaşı. 13 yıldır Rusyada yaşıyormuş, bu süre zarfında ilk kez Tiflise geliyormuş. Kullanmadığından Gürcüceyi unutmuş.
Molanın ardından yeniden minibüse geldik. Didubede otogarda indiğimizde fena halde yol yorgunuydum. Nadirle vedalaştık, metroya binip Özgürlük Meydanından bir sonraki istasyonda indik. Amacımız dün gördüğümüz Narikhala kalesine çıkıp oradan Tiflisin fotoğrafını çekmek.
Dün gece geçtiğimiz yeni köprü.
Başkanlık sarayı.
Kaleye önce teleferikle çıkmayı düşündük ama uzun kuyruğu görünce yürümeye karar verdik.
Bu bölge eski Tiflis olarak biliniyor. Görüntüdeki bina Mavi Hamam.
Binalar restore edilmiş.
Ve hala ediliyor.
Çalışmalar devam ediyor.
Kalenin girişine geldim. Ali camiye girdiği için birbirimizden ayrıldık. İçeri girip şehri daha yukarıdan görüntülemek istiyorum.
Kale bir kaç kademeden oluştuğundan hep daha yukarı çıkma imkanınız var ama buradan da bütün şehri görebiliyorsunuz.
Yeteri kadar fotoğraf çektim ama asıl amacım birkaç tanede gece görüntüsü çekmek. Çok güzel fotoğraflar çekeceğimi hissediyorum.
Hava kararmaya ve ışıklar yanmaya başladı biraz daha beklersem amacıma ulaşacağım. Bu sırada kalenin güvenlik görevlileri gamarcobar (merhaba) diyerek geldiler. Elleriyle de kaleyi terk etmemizi istiyorlar.
Mecburen dışarı çıktım ama en azından kalenin önündeki otoparktan fotoğraf çekmeden dönmek istemiyorum. Muhteşem bir renk cümbüşü ortaya çıktı.
Başkanlık sarayı daha bir görkemli görünüyor gece ışıklar altında.
Dün uzunca bir süre zaman geçirdiğimiz Sameba kilisesi.
Doymaksızın arsız bir şekilde fotoğraf çekiyordum. Sonunda yeter dedim ve aşağı indim. Ali ise daha yukarı teleferik istasyonuna çıktı.
İyi bir lokantada yemek yedim. Haçapuri 10 lari, bira 5 lari %10 garsoniye ile birlikte 16,5 lari hesap ödedim. Şampiyon haçapuriden sonra yediğim ikinci en iyi haçapuriydi. Yemekten sonra Liberty Square deki hostelimize gittim.
Hostele geldiğimde Alide gelmişti. İnternette birkaç fotoğraf paylaştıktan sonra bizimle aynı odada kalan Cabbar ile sohbet ettik. Cabbar İranlı ve 3 aydır bu hostelde kalıyormuş. Nedenini söylemek istemedi. Daha önce Ermenistanda da kalmış. Cabbar Türkiye hakkında merak ettiklerini sordu. İlgilendiği konular Türkiyedeki Kürt sorunu ve sokaktaki insanın buna bakış açısı ile Ermenistanla aramızdaki düşmanlığın nedenleri ve Türkiyedeki insanların Ermenilerle olan soruna bakışıydı. Uzun sohbetten sonra yattım. Yarın için henüz karar vermedik, kalabiliriz de gidebiliriz de.
Tiflise giderseniz mümkünse Cumartesi veya Pazar günü orada olmaya çalışıp Sameba kilisesindeki çan resitalini dinleyin.
Tiflisin hem gündüz hem gece gezip görün.
Gürcü mutfağından yemek çeşitlerinin tadına bakın.
Hiç yorum yok :
Yorum Gönder