7 Şubat 2011 Pazartesi

ULUDAĞ KARTOPU TURU


06 Şubat 2011 Pazar
05 Şubat Cumartesi sabah 06:00 çalan telefonun alarmıyla kalktım. Kısa bir kahvaltının ardından ayakkabılıktan botlarımı aldım ama meteorolojinin güzel hava müjdesi aklımı karıştırdı botları bırakıp spor ayakkabılarımı giydim. Sonra yeniden fikir değiştirip botlarımı giydim. Soğuğun şakası yoktu ve üşürsem tur benim için kabusa dönerdi. Çantamı hafta arası hazırlamıştım. İlave olarak kısa eldivenlerimi koydum. Uzun parmaklı eldivenle fotoğraf çekip telefonlara cevap veremezdim. Yola çıktım. Bisiklette bir ses var. Can sıkıcı ama yapacak bir şeyim yok. Sahile geldiğimde hava henüz tam olarak aydınlanmamıştı. 



Yenikapı’ya geldiğimde Bahadır ilk gelendi. Bahadırla sohbet ederken kaskımı unuttuğumu fark ettim. Sesin geldiği yer için ön tekeri döndürünce tekerleğin zor döndüğünü farkettim. Bahadır ağabey boşver başka türlü sana yetişmek zor diyerek güldü. Az sonra Aytekin geldi. Ardından Uğur, Erdal, Zekeriya ve Engin geldiler. Diğer Uğur yolcu bileti bulamayınca araba bileti almış. Tolga ile park yerinde gemiye binmek için bekliyoruz dedi.
Aytekinin bileti yok ve feribotta yerde yok. Ben bir bakayım diye araç girişine yöneldi. Biz bilet kontrolden geçip feribota bindik. Birde ne görelim Aytekin bizi bekliyor. Elini kolunu sallaya, sallaya feribota binmiş.
Feribota binip yola çıktık. Her birimizin bileti ayrı yerde olduğu için bir arada durup ayakta sohbet ettik.

Feribotun arkasında bıraktığı köpük.

İskeleye yanaşırken hazırlıklara başladık.
Rıhtıma indiğimizde her seferinde olduğu gibi İDO görevlisi bisikletçi dostumuz Çağlar bizi karşıladı.


Ben ön tekerleğin derdine düştüm.
Fren telini gevşetip sürtmeyi kestim ama ses göbekten geliyor. Erdal yağ damlattı.
Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra toplu halde yola çıktık.




Bisikletimin ön göbeğinde adeta meydan muhaberesi oluyor. Mudanya rampasını bitirdikten sonra gurubun toplanması için ilk molamızı verdik.



Erdal geldiğinde Uğur ve Tolganın çıkmaktan vazgeçtiklerini, Bursa’da gezeceklerini söyledi.


Çekirge sapağına yaklaştığımızda bir mola daha verdik ve burada Aytekinle Zekeriyaya Çekirgeden devam edip çıkabildikleri kadar çıkmalarını önerdim. Amaç herkesin bu turdan zevk alması ve performansı yüksek arkadaşlarımızın önünü kesmemek. Onlar yola çıktıktan az sonra Erdal da geldi. Hızınızı kesiyorum beni beklemeyin dedi. Onu da Çekirge tarafından yollayıp biz Tophaneye doğru devam ettik.
Buda Erdal’ın objektifinden Çekirge yolu.

Burada daha önceki Uludağ turumuzdan tanıştığımız sevgili Ahmet, daha önceki Uludağ çıkışlarından tanıdığınız Sercan,geçen yıl ilk kez Yalova trilye turunda tanıştığım sevgili Ahmet ve 2 genç pırıl, pırıl arkadaşımız bizi bekliyordu. Birisinin adı Cihan diğerinin adını unuttum yaşlılık işte kusuruma bakmasın.



Bu arada karşıdaki fırından son kalan 2 tahinli pideyi kaptım. Bu çocukluğumuzun tatlısı macun.

 Buda macuncu.


Bahadır ben önden devam edeyim siz bana yetişirsiniz deyip yanımızdan ayrıldı.
Çalan telefon konsantrasyonumu bozdu. Cevap verip yola devam ettim.
 Az önce stadyumun yanından geçmiştik. Epey yükselmişiz.
Yola çıktıktan bir süre sonra Uğur ayaklarının üşüdüğünü söyledi. Jandarmanın yanındaki çeşmeye kadar durmak yok ve az bir yolumuz kaldı dedim. Çeşmede gurubun toparlanması için mola verdik. Buraya kadar fazla bir kopma olmamıştı. Uğur ilave çorap giydi ve yola çıktık. Bu moladan sonra Uğuru bir daha 10 km ileride verdiğimiz molada gördüm. Bundan önceki çıkışlarımda olduğu gibi her 5 km de bir mola vermeyi planlıyorum. 1 aydır bisiklete binmediğimden ve öncesinde de az bindiğimden performansımda düşüş var.
Mudanyalı genç dostlarımız önden gidip bize pusu kurmuşlar. Madem bu turun adı kartopu turu alın bakalım diye bizi kartopuna tuttular ama hiç birimize isabet ettiremediler.



Erdal telefonda jandarmanın oraya geldiğini söyleyip ne zaman geliyorsunuz diye sordu. Senden ilerideyiz devam et dedim.



Tophanede bizden ayrılıp Uludağa devam eden Bahadır yolu bilmediğinden yolun devamındaki yokuşa tırmanıp yanlış yola sapmış. Oradaki karmaşa yüzünden benimde bu hataya düşeceği aklıma gelmedi. Sonunda durumu öğrenip geri dönmüş ama bizim arkamızda kalıp Erdalla buluşmuş.

Telefonlar Bahadır’ı rahat bırakmayınca Erdal’a sen devam et diyor.
Yoldan bir kar manzarası.

Görüldüğü gibi eğim çok dik değil ama sürekli.
Her zamanki gibi Milli Park 5 km levhasının yanındaki tesiste mola verdik. Yalnız bu levhanın yeri yanlış, Milli Parka buradan 6 km var.




 Yanımızda getirdiğimiz yiyecekleri çay eşliğinde burada yedik. Saat 14:30 ve sabah 06:00 da yaptığım kahvaltıylayım.
Bu arada Ahmet Centeli ile Sercan geldiler ve 3 km aşağıda çay içerken Uğurun yanlarına geldiğini ve durumunun iyi olmadığını söylediler. Uğurun tansiyonu düşmüş. Telefona sarıldım ama çekmiyor. Hani uzayda bile konuşturuyordu bu operatör. Uludağ’da konuşamıyorsam uzayı ne yapayım.
Uğur bu arada yoldan geçen 2 aracı durdurup su ve tuz istiyor ama onlarda da istedikleri yokmuş. Bu soğukta ihtiyacım olmaz diye yanına su almamış. İlaç içmek için suyu yok. Bu arada yolda piknikçilerden kalan su petini buluyor. Buzunu elinde biraz eritip suyu içiyor.
Artık kalkmaya hazırlanıyorduk ki yukarıdan aşağıya Uğur ile Erdal geldiler. Siz bizim gerimizdeydiniz ne zaman geçtiniz dediğimde Uğur hızımızı alamayıp geçmişiz durumu anlayınca geri döndük dedi.
Uğurda ekmek var, yiyecek yoktu. Bendeki kaşar peyniri ve tahinli pidenin birisini Erdal ile Uğura bırakıp Ahmet Ertan 2 genç arkadaş ve Enginle beraber hedeflediğimiz Milli Parka gitmek için yola çıktık.Ahmet Centeli ile Sercan arkamızdan gelecekler.
Uğur ve Erdal yemekten sonra geri döneceklerini söylediler, tamam dedim. Yolda Aytekin ile Zekeriyaya rastladık. Onlar dönüşe başlamışlar. Ben hedefe 2 km kaldığını söyleyip devam edeceğiz dedim. Aytekin Tarihi Çınarda çay içip sizi bekleriz dedi.

Onlar aşağı biz ise yukarı devam ettik. Bu arada Ahmet ve 2 genç arkadaşımız uçup gittiler. Milli Parka sonunda ulaştık. Buraya 3-3,5 km kala bu rotanın en zorlu çıkışı var. Buradan her çıkışımda isyan ediyorum.






Yeni makinemin panoramik fotoğraf çekme özelliğini de test ettim.
 Sercanda geldi.
Bu arada aşağıda kalan Erdal fotoğraf çekip karın keyfini çıkarıyordu.



 Arkadaşlarımız karlar üzerinde yarı donmuş bir fare görüyorlar.
 Erdal soğuktan etkilenmiş bir fareye yardım ediyor. Ben kesinlikle elime alamazdım.



 Sonrasında hazırlanıp yola çıkmışlar.
Yolda Uğur bir virajda kayarak yere düşüyor. Hasar raporu: Dirsekte soyulma ve telefonun ekranında çatlama. Demek bel çantasına koyduğumuz telefon ve fotoğraf makinesinin ekranının dışarı bakmamasına özen göstereceğiz. Uğur ilk 10 sn de kendimi, sonraki 10 sn de bisikletimi düşündüm dedi. Bu kazayı ucuz atlatmış. İnerken Yalovadan gelen arkadaşlarımıza rastlıyorlar. Birol bu sefer çıkışa yetişemedi.

 Bahadır, Erdal ve Uğur Mudanyaya doğru yola devam ediyorlar.

 Yolda enerji molası.
 Ardından yola devam.

 Sonunda 3 arkadaşımız sağ salim iskeleye ulaşıp feribota biniyorlar.



 Benim aldığım tahinli çörek gemiye kadar gelmiş.
Bu arada Engin, ben, Ahmet Centeli ve Sercan Jandarmanın oraya kadar inip orada vedalaşıp ayrıldık. Yolda ayaklarım üşüdü. İyiki botlarımı giymişim. Zekeriyaları aradık ama telefon cevap vermeyince Güzelyalıya doğru pedal çevirdik. Mudanya rampasının sonuna doğru Engin mola istedi. Yola çıktığından beri kaslarında kasılma var. Kısa süre duraklamadan sonra devam edip iskeleye geldik. Burada sevgili Çağlar bizi yine karşıladı. Zekeriya ile Aytekinin de gelmesi ile kadro tamamlandı. Çağların ikramı olan çayları içtikten sonra feribota binip Yenikapıda birbirimiz ile vedalaşıp ayrıldık.

Katılan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Yeni arkadaşlarla tanıştım, karşılaşamadığım için tanışamadıklarım oldu. Umarım tekrar görüşür birlikte pedal çeviririz