25 Mart 2011 Cuma

MBG İSTANBUL


18 Mart 2011 Cuma
Her şey 2 gün önce sevgili dostum Ahmet Salih Özenir in Facebookta kurduğu Mersin Bisikletli Gezginler gurubunda “ Düşünüyorum da yarın bisiklet sürsem... Yani binsem, plansız, gitsem bir yerlere... İster misiniz siz de? ‘’ diye yazdığı notu okuyunca başladı.
Hemen yanıt verdim “Çok isterim ama aramızdaki mesafe uzak. Yinede her birimiz bulunduğumuz yerlerde bisiklete binip görüntüleri akşam burada paylaşsak. :)’’
Ahmet Bey “Şahane olur Orhan bey... :)’’ deyince tamam o zaman dedim. Önemli olan fiziken birlikte olmak değil, fikren birlikte olmaktır, düşüncelerin birbirine yakın olmasıdır. Yan yana olup ta birbirlerinden o kadar uzakta olan insanlar var ki.
Mersinli dostlarım orada pedal çevirirken bende burada pedal çevirecektim. Umarım günün birinde değişik yerlerdeki her birimiz aynı anda birbirimizi düşünüp hissederek çok daha geniş katılımlı turlar yaparız.
Dün Ahmet Bey turun bu güne ertelendiğini duyurunca biraz canım sıkıldı çünkü meteorolojiye göre İstanbul’a yağış geliyordu. Olsun dedim kendi kendime hatır için çiğ tavuk yenirmiş, göğün dibi de delinse çıkacağım.  
Saat 9:30 da evden çıktım. Bu bisikletimi son olarak geçen ay Delta yarışlarında kullanmıştım. Zinciri yağlayıp yola çıktım. Narlıkapı’ya geldiğimde sahil yolu ve deniz göründü. Hava bulutlu olduğundan fotoğraflardan fazla bir beklentim yok. Oldum olası bu tür kasvetli havaları sevemedim. Bu arada bu makine ile ilk kez bir bisiklet turunda tur çektiğimi anımsadım.
Narlıkapı Aydın Boysan’ın doğup büyüdüğü yer. Çocukluğunun geçtiği ev şu aralıktaymış.

 Bu yarım ağacı daha önce görmüş müydünüz? Eğer yazılarımı dikkatli takip ediyorsanız görmüşsünüzdür. Ama görmediyseniz de önemli değil, ben yıllardır burada yaşadığım halde ilk kez geçen yıl bir bisiklet turuna giderken görmüş ve turun ardından bunu şu şekilde anlatmıştım.
Yarım Ağaç
Burası Samatya meydanı. İstanbul’un en eski semtlerinden birisi. Ben ilkokula giderken o zamanki yöneticilerimiz İstanbuldaki Rumlardan kalma isimleri Türkleştirmek için Samatya’nın adını tren istasyonuna Koca Mustafa Paşa, otobüs durağına ise Genç Osman diyerek güya Türkleştirdiler. Halk bunu hiçbir zaman benimsemedi ve burada yaşayanlarca hep Samatya olarak anılır. 510 yıl Samatya olarak kalan isimi Türkçeleştirmek 510 yıl sonra akıllarına gelmiş akıl küpü muhteremlerin.

 Bu makinenin panoramik fotoğraf çekme özelliği çok hoşuma gitti.
Gördüğünüz üst geçitten geçip kendimi bir an önce deniz kenarına atmak istiyorum. Deniz bende özgürlüğü çağrıştırıyor.
Bu da benim mütevazi MTB. Biraz ağır ama şikayetim yok. Sadece geçen yıl Uludağın zirvesine çıkarken şikayet etmiştim ağırlığından. Bu yıl Kaçkarda da kah o beni taşıyacak, kah ben onu.
Bu taraf Yenikapı tarafı ve ben bu gün o tarafa gideceğim.
Bu taraf Zeytinburnu, Bakırköy tarafı. Dönüşte Zeytinburnuna kadar gidip tekrar buraya geleceğim.
Bir balıkçı kıyıya dönüyor. Son birkaç yıldır Marmara'da maalesef İstavrit bile kalmadı. Bilinçsizce avlananlar denizi kuruttular. Benim çocukluğumda Haziranda bu sahillere tahtadan çerçeveler kurulur ve çamaşır ipi gibi gerilen iplere Uskumrular kuyruklarından asılıp kurutulurdu. Güneşte kuruyan bu balıklara çiroz denirdi ve didilip kayık tabağa konan çirozun üzerine sirke dökülüp dereotu ile servis yapılırdı. Genellikle rakı mezesi olarak sunulurdu ama evlerde ailelerde salata niyetine yapıp yerlerdi. Uskumru balığının nesli İstanbul'da tükenince İstavritten çiroz yapılmaya başlandı. Kalan son Rumların Kıbrıs olaylarından sonra İstanbul'u terk etmesiyle çiroz tezgahları kayboldu.
Bisiklet yolumuzun halini görüyorsunuz, gitmek mümkün değil. Mecburen yaya yolunu kullanacağım.
Bu geçidi yeni yaptılar. Karşıda görünen bina İstanbul Hastanesi, halk arasında bilinen adı ile Samatya SSK Hastanesi.
Burada yaya yolu da kapalı. Mecburen araçların yolunadan gideceğim.
Yenikapıya geldim. Görünen binanın arkasındaki deniz otobüsü Libyadan vatandaşlarımızı getirmek için giden 2 feribottan birisi.

Bu taraf Aksaray’a gidiyor.
Yenikapı balık hali. Koku felaket, burnum düştü. Buradan geçseniz balık yemeye tövbe edersiniz.

Yeni yapılan binaların arasında kalmış eski dar bir ev. Hoş yeni dediğim binalar da eskimiş. En az 50 seneliktirler.

Tarihe ne kadar da saygılıyız değil mi? Tarihi hamam veya sarnıç ile cami binaların arasında adeta kaybolmuşlar.
Kumkapı balık pazarı. 
Bu martı da benim gibi yalnız.
Bu sefer kadraja iki tanesini sokmayı başarmışım.

Karşıdaki geçidin ilerisi eğlencesi ile meşhur Kumkapı. Gece hayatı çok renkli ve özellikle birkaç dubleden sonra eğlence tavan yapar ama ilk kez geliyorsanız balık siparişini vermeden pazarlığı iyi yapın.


Burası balık halinin limanı.

Yola çıkmak için hazırlık yapan balıkçılar.
Otokaravanlara içim gidiyor ama içi gidene vermiyorlar maalesef. Karavan ve çadır turizmi bu ülkede teşvik edilseydi şimdi daha çok yerde tarım yapılıyor olacak ve pek çok koyumuz bakir olarak kalacaktı.


Birde kendi fotoğrafımı çekeyim yoksa sevgili dostum Ahmet Salih Özenir “Orhan Bey neden siz görünmüyorsunuz?’’ der.


Bir de tebessüm edeyim. Çok asabi görünmüşüm.


Karşısı Kadıköy ama puslu hava yüzünden göremiyoruz.

 Kalyon Oteli.

Ahırkapı feneri göründü.


Bu taraftan geldim.


Şu kaskta hep yamuk durur kafamda.


Karşısı Topkapı sarayı.

Sarayburnu ve karşısı Fındıklı sahili.
 Hava açık olsaydı boğaz köprüsünü görecektik.

 Deniz otobüsü hızla yol alıyor.
İstanbulun güzelliklerinden birisi şehir hatları gemisi. Arkadaki Gök Kafes adı verilen bina Süzer Plaza. Bu bina tamamen kanunsuz ve kaçak. Kanun ve kuralların arkasına dolanılarak nasıl yapıldığı hepimizce malum. Son günlerde Kültür Bakanının İnönü Stadının yenilenmesine karşı çıkması ile yeniden gündeme geldi. Bakan bu stad zamanında birilerine şirin görünmek için buraya yapılmış, yenilenirse Dolmabahçe Sarayını denize doğru iter, Zaten Swiss Otel ve Gök Kafes bu baskıyı yapıyor ama onlar yapıldığı için yıkamam. Stada bunun için karşı çıkıyorum dedi.
Burada yaya yolu bitiyor. Marmaray şantiyesi nedeni ile yol perde ile kapatıldı.
Bir tarih saygısızlığı daha Surların üzerine yapılmış olan bina Fatih Belediyesinin sosyal tesisi. Artık Sosyal Tesislerin fiyatları lüks lokantalarla yarışıyorlar. Arka planda Ayasofya görünüyor.


Sultan Ahmet Camisi.

 Karışmasen Lokantası. Mezelerinin çok iyi olduğunu duydum.


Dalgakıranın üzerinde bira içen İngiliz çiftten erkek olana rica edip fotoğrafımı çektirdim.
Arkadaş sanatçı ruhlu çıktı, bir pozda arkada Sultan Ahmet görünecek şekilde çekti.

Kumkapı Balık Pazarından renkli bir görüntü.



Bu yolda yerde dal parçalarını, çamuru ve tekerlek izini görünce kendimi Belgrat Ormanlarında hissettim.


Tankerler gemilere yakıt servisi yapmak için bekliyorlar.

 Erik ağacı çiçek açmaya henüz başlamış. İstanbul’a bahar gelmiş.





Görüntüde Samatya, ileride ise Zeytinburnu, Bakırköy var.


Görüntüde Samatya, ileride ise Zeytinburnu, Bakırköy var.

 Cerrahpaşa Hastanesi.

Çocukluğumda sağdaki tarihi surun denize doğru devamında tahta bir iskele vardı. Buraya kum kosterleri yanaşır, Marmaradan çıkardıkları kumu surların arkasındaki kum deposuna boşaltırlardı. Binalar deniz kumu kullanıldığı için yıkılıyor diyen yetkilileri hayretle izliyorum. Bu kumlar satılırken akılları neredeydi acaba?

 Samatya balıkçı barınağı.
Bu da Avrupa yakasının bisiklet yolu. Bakmayın boş olduğuna güzel havada ve özellikle hafta sonları buradan geçmeniz imkânsız. Bisikletliler nedeniyle değil, yayalar ve piknikçiler nedeniyle tabi ki.
Fox TV binası. Giriş kapısının yanına su gibinin afişi asılmış. 

Yaya yolu burada bitiyor. Bu duvarın arkasında Zeytinburnu Tank Bakım Fabrikasının iskelesi var. Buradan geriye döneceğim. Zaten yağmurda başladı.

 Burası da Yedikule zindanları. Tur burada sona erdi. Uzun bir aradan sonra iyi geldi.