11 Mayıs 2011 Çarşamba

NİHAYET BAHAR GELDİ İSTANBUL'A

11 Mayıs 2011 Çarşamba
Nihayet bahar geldi İstanbul'a. Aslında hafta sonundan beri hava güneşli ve ben kendimi güçlükle frenliyorum. 10 gündür devam eden gripten öksürük ve hafif burun akıntısı haricinde kurtuldum. Hafta sonu Tekirdağ Uçmak deredeki Hıdırellez ve Yamaç Paraşütü şenliklerine daveltiydim ama geçen hafta yağan yağmur ve benim hastalığım nedeni ile gidemedim. Pek çok kez gitmeye niyetlendim ve pek çok kez de vazgeçtim. Bir ara arkadaşlara isterseniz siz bisiklet ile gidin, ben otobüsle geleyim ve son 25 km birlikte pedal çevirelim dedimse de arkadaşlarım sağ olsun sensiz olmaz dediler. Eşimde gitme yoksa sonraki turlarını yapamazsın deyince söz dinlemeye karar verdim.
Bu yıl kamp malzemelerim tamamlandığı için artık daha erken yola çıkabilirim. Bir de çalışmak zorunda olmasam ne güzel olacak. Bu yıl dolu dolu tur programım var.
İlk tur 19 Mayısta Düzceden başlayacak. Bu turda Düzceden Melen çayını takip ederek Karadenize ulaşıp Akçakocaya ulaşacağım. Devamında Kefken, Kerpe, Ağva ve Şileden geçip İstanbul'a döneceğim. Bu turun haritalarını 9 Ocakta hazırlamışım. Tura Kemal ile birlikte çıkacağız. Umarım yine yağmur yağıp bizi engellemez.

Bu turdan sonra 28 Mayısta gurup halinde Mustafakemalpaşadaki Suuçtu şelalesine gidip 1 gece kalacağız. Ahmet geçen yıldan beri Mustafakemalpaşa'ya tura çağırıyordu. Bu turla hem kamplı tur yapmak isteyen arkadaşları tura hazırlayacağım hem de oradaki arkadaşlarla tanışacağız.
Haziran ayında geçen yıl planladığım büyük tura çıkacağım. 18 Haziran günü Yenikapıdan Mudanya'ya geçip buradan pedal çevirerek Eskişehir, Afyonkarahisar, Eğirdir Gölü, Yazılıkanyon, Antalya, Alanya, Anamur, Mersin, Adana turu yapacağım. Bu turun haritalarını da Aralık ayında hazırlamışım. Bu tura benimle birlikte eğer o tarihe kadar iş bulamazsa Kemal (inşallah iş bulur) ve Çanakkaleden gelip Bursada bize katılacak olan Cihan gelecek. Eğer gücümüz, paramız ve zamanımız olursa turu İskenderun, Hatay, Kilis, Gaziantep, Urfa olarak uzatma ihtimalim var.
Turdan döndükten sonra 16-17 Temmuzda Uludağ zirve çıkışı ve trans Uludağ turumuz var. Bu turu yüklü bisiklet ile yapacağım. Bunun nedeni aslında bir antrenman ve eksiklerimizi görme turu olarak düşünmem. İnsanlar bunu birşeyler ispat etmeye çalışıyor olarak algılayabilirler.
Temmuz ayında oğlumun arkadaşının Artvinde düğününün olma olasılığı var ve eğer bu gerçekleşirse yanımda bisikletimi de götürüp Artvin yöresini gezeceğim.
Ağustosta geçen yıl gittiğim İğneada ve Kömür limanına gitmek isteyen dostlarıma rehberlik etmek için yeniden gidebilirim. Buralara gitmek isteyen bir kaç arkadaşım var.
27 Haziran ise benim için büyük gün. Geçen yıl Uludağı geçtiğimizden beri hep yapmayı düşündüğüm Trans Kaçkar ve zirve çıkışı turu var. Bu tur için haritalarımız, planlarımız, görsellerimiz hazır. Şu anda yapabilecek durumdayım. Tura katılacak olanlar şimdilik 7 kişi. Hepimiz Erzuruma uçak biletlerimizi aldık. Bundan sonra da katılanlar olabilir. Aslında çok fazla katılımcı olmasını da istemiyorum. Bunun başlıca nedenleri profesyonel tur şirketlerinin bile max. 15 kişilik guruplarla bu turu yapmaları ve yorgunluk, oksijen azlığı gibi nedenlerle insanların kontrollerini kaybedip sorun yaşayıp yaşatacak olabilme ihtimalleri. Buna ben de dahilim.
Bu sabah güneşin yine parladığını görünce artık yeter dedim ve bisikletime binip dışarı çıktım. Amacım Florya ya doğru pedal çevirmekti. Yenimahalleden geçerken Necati beyi arayıp selam da verecektim. Yola çıktığımda aynakoldan ses geldiğini fark ettim. Aslında bu ses yeni değildi, bir süredir devam ediyordu. Sahile çıkıp Bakırköy yönüne dündüm ama birkaç pedaldan sonra aniden fikrimi değiştirip geri dönüp Ortaköye yöneldim. Hazır dışarı çıkmışken Ortaköydeki Trek mağazasına gidip bisikletimin bakımını yaptırmaya karar verdim.
Hava güzel, güneş parlıyor ama sert esen poyraz sıcaklığı düşürüp bisiklet sürmeyi biraz engelliyor. Kumkapıyı geçtiğimde Sultan Ahmet Camisinin muhteşem görüntüsü karşısında durup günün ilk fotoğrafı çekiyorum.


Hazır durmuşken gideceğim yönü de çekeyim.


Bu da geldiğim taraf. Hafta arası bisiklete binmeyi daha çok seviyorum, nedeni de bu sakinlik. Hafta sonu burada bırakın bisiklet ile gezmeyi yaya olarak bile geçemezsiniz.


Midye tekneleri günlük nevalelerini doğrultmak için midye çıkarmaya gelmişler.


Sarayburnuna geldiğimde yeniden makinamı çıkardım.




Şehir hatları gemileri boğaza ayrı bir güzellik katıyor.




Selimiye kışlası.


Nazlı, nazlı dalgalanan bayrağımızı çekmesem olmaz.


Bayrağımızı da fotoğrafladıktan sonra yola çıktım ve haliyle burada bisikletimi kaldırımda sürüyorum. Bir kaldırımdan inip araba girişini geçtikten sonra tekrar karşıma çıkan kaldırıma çıktığımda karşıdan gelen turist bayan korku ile sırtını duvara yasladı ve ben yanından geçerken parmağı ile yolu işaret edip aşağıdan git dedi. Şaşırdım tabi. Oysa kaldırım yeteri kadar genişti ve korkup sırtını duvara dayamasına gerek yoktu. Bir yandan bisikletimi sürerken bir yandan da burası aynı zamanda bisiklet yolu, burayı bisikletliler yayalarla ortaklaşa kullanıyorlar dedimse de kadın yine senin yolun orası dedi. Ben aksini iddia ettim ama sonunda anlaşamayacağımıza kanaat getirip tartışmayı uzatmamak için yola devam ettim.
Yine erguvan ağaçları çiçek açmış. Çok severim erguvanı.



Fındıklı parkında Güzel Sanatların yanında bir heykel. İstermisiniz bu fotoğrafı gören birileri buna da ucube desin.


Beşiktaştan beri yer, yer yoğun trafikte yol aldıktan sonra Dereboyu Caddesinde trafik yoğunluğu had safhaya geldi. Yer, yer bisiklet ile bile geçecek yol bulamadım. Boğazda bisiklet sürmek çok keyifli ama bazı bölgelerde yoğunlaşan trafik işin keyfini kaçırıyor. Temiz hava alacağım diye çıktığınız yolda resmen egzost gazı soluyorsunuz.


Burada durmamın asıl nedeni bu güzellerdi.





Bisikletimin bakımı yapıldı, sorunsuz ve sessiz olarak eve geldim. Artık bisikletim ve ben yeni turlara hazırız. Hadi bakalım yollar beni bekliyor ben de yolları.