20 Nisan 2011 Çarşamba

YALOVADAN ÇIKTIK YOLA ARMUTLUDA VERDİK MOLA


19 Nisan 2011 Salı
Hafta içi Murat Facebokta bir konu paylaştı. Konu Gemlikten araç ile Şahinyurduna giden bir arkadaş acaba buradan Yalovaya bisiklet ile gidebilir miyim düşüncesine kapılıp daha sonra kafa dengi 2 arkadaşını da yanına alarak bu rotayı geçiyor. Bu tur ilgimi çekti ama havanın soğuk ve yağışlı olması nedeniyle henüz erken daha sonra deneyelim dedim.
Artık herkesin temcit pilavı gibi gittiği rotalardan bıkkınlık geldi. Kabul ediyorum arada bir bu tür keyif turları da yapılabilir ve çokta keyifli olur ama süreklilik arz edince bende sıkıntı yaratıyor. Birkaç gün sonra Murat bu sefer bir gurup kurmuş ve benle Özgürü de guruba dahil etmiş.
Gurubun adı 17.04.2011 Yalova Gemlikti. Özgürle yazışıp fikir alışverişine de başlamışlar. Önce daha önce söz konusu olan turu gerçekleştireceklerini zannettim, sonra turun Yalova, Gemlik, Armutlu, Esenköy, Çınarcık, Yalova olarak yapılacağını öğrenince bende geliyorum dedim. Bu turu uzun zamandır düşünüyordum ve zor bir parkur olduğunu birkaç yıl önce araba ile geçtiğimde görmüştüm.
Tek endişem turu zamanında tamamlayamayıp feribota yetişememekti. Murat rahat yetişiriz deyip hazırladığı haritanın linkini de yollayınca daha fazla incelemeden tamam dedim. Bir arada oturabilmemiz için biletleri Murat aldı. 
Sabah evden çıkıp Yenikapıya geldim. Bisiklet biletlerini aldım Murat ve Atillayı beklemeye başladım. Gemiye binmemiz için anons yapıldı ama bizimkiler ortada yoktu. Ben heyecanla onları beklerken onlarda güle oynaya sahil yolundan geliyorlarmış.
Laleler sahil yolunda güzel bir görüntü oluşturmuş.
Murat ve Atillanın gelmesi ile feribota binip yerlerimize oturduk.

Yalova Pastanesinde Anadolu yakasından gelenlerle buluştuk. Biz Özgür, İlhami ve Mahir’i beklerken Özgür ve Mertle karşılaştık. Mert sürpriz yapıp gezimize katıldı. Çaylarımızı içtikten sonra 10:30 ile 11:00 arası yola çıktık.
Süpürgelik rampasında ben hızımı arttırıp tepedeki benzincide gurubu beklemeye başladım.




Gurubu beklerken fotoğraf çekmeye devam ettim.




Gurup hala yok ve sert esen rüzgarda üşüyünce duvar dibine sığınıp rüzgardan kurtulmaya çalıştım. Bu arada arkadakiler güle oynaya geliyorlardı.







Mola verdiğim istasyonda buluştuk.




Bundan sonra Orhangaziye kadar nefis bir iniş bizi bekliyordu. İlk benzin istasyonunda Atilla ve ben inik olan lastiklerimizi şişirdik.




Tekrar gemliğe doğru yola çıktık.


Gemlikte sağa sapıp Bursa yolundan ayrıldık.





Murat Kumlada oturan eniştesine geldiğimizi haber verince bizi evlerine davet ettiler ama zamanımız olmadığı için nazik davetlerini reddedince eniştesi ve yeğenleri yola çıkıp bizi karşıladılar.
Küçük Kumlada yemek molası verdik.


Balık ekmek yemeye karar verdik.




Telefonla konuşan Özgür nedendir bilmem fotoğrafının çekildiğini görünce bu pozu verdi ve sonrasında konuşmaya devam etti.



Murat’ın eniştesi ve yeğenleri peşimizden geldiler.


 Balıklar hazırlanıyor.
 Balık ekmeği iştahla yedik.

 Yemekten sonra yeniden yola çıktık.





Yollar sakin, etraf yeşil ve mavi. Her şey çok güzel, insanın ruhu dinleniyor.


 Yol sürekli inip çıkıyor. Neredeyse hiç düz yol yok.
 Hala yolun yarısına gelemedik.
Papatyalar çimlerin üzerinde görsel şölen sunuyorlar.
 Nadir düzlüklerden birisi.





 Guruptan fazla kopmamak için durup fotoğraf çektim.
 Bu arada arkadaşlarımda geldiler.

Bundan sonra Muratla tempoyu arttırdık ve diğerleri ile arayı açtık. Çok geciktik bu tempo ile feribota yetişmemiz mümkün değil.














Arkadaki gurup fotoğraf çekerek giderken Muratla ben kaptırmıştık ki telefonum çaldı. Arayan Özgürdü. Atilla’nın lastiği patladığından durmuşlar. Murat’a seslenip durdurdum. Manzara çok güzel fakat rüzgar kuvvetliydi. Murat’ın önerisi ile kuytu bir yere geçtik. Fırsattan istifade bu güzellikleri görüntüleyecektim ama telefon yeniden çaldı. Özgür yedek iç lastiğinde patlak olduğunu, yanlarında yama olmadığını söyledi. Murat’ı orada bırakıp yama vermek için geri döndüm. Bu arada Murat manzarayı görüntülemiş.

Yaklaşık 3-4 km kadar uzaklaşmışız. Yamayı götürdüm. Atilla lastiklerine patlak önleyici sıktığı için yanına yama almaya gerek görmemiş. Lastik yama yerinden kaçırınca inmiş. Yedek lastiği de yamanın yanından patlakmış. Bisikletimi teni aldığımda bende patlak önleyici sıvıya çok güvenip yanıma yedek lastik almamıştım. Lastiğim patlayınca lastiğe yamayı yapıştıramadığımdan 2 saat boyunca bisikletçi aramıştım. İçine sıvı sıkılan lastik patlarsa yama tutmuyor.
Yamayı götürdüm.

Özgür siz devam edin deyince tekrar yola çıktım. Muratla Armutluya doğru pedal çevirmeye başladık. Bir yokuşta Murat’ın zinciri atınca durdu, bense tempoyu düşürerek devam ettim. Bir süre sonra Murat’ı geride gördüm ama sonra kayboldu. Yeniden zinciri atmış.

Armutlu girişinde Murat’ı beklemeye başladım.



10 dakika bekledim Murat yoktu. Tam hareket edecektim ki Murat göründü. Armutlu feribot iskelesinden feribot saatlerine bakmaya karar verip iskeleye gittik. Açıkta dalga olduğundan sefer iptal edilmiş. Bundan sonra Yalovaya feribota yetişme umudumuz kalmadığından biletlerimizi iade etmeye karar verdik. Murat internetten 3 bilet aldığından biletlerin tamamını getirmeden iptal edilemiyormuş. Özgürü aradım Armutluya 3 km mesafedeymişler. Yama yapışmamış, lastiğe ot doldurmaya karar vermişler.

Serdar Kılıç’ın NTV deki programı pek çok kişi tarafından izlenmiş demek ki. Mert Atilla ve Özgürün biletlerini alıp bize getirmek için yola çıktı. Bizde kahvede çay eşliğinde Murat’ın Kumladan aldığı böreği yemeğe başladık.



Mert biletleri getirdi, iade işlemini hallettik ama hala bizimkiler yoklar. Yeniden aradığımda otların ezildiğini, araba ile geldiklerini söyledi Özgür ve az sonra Kartal marka bir araç ile geldiler. Özgür kuru ot bulamadım, otlar ıslak olduğundan bisiklet gitmedi dedi. Bende programda Serdar Kılıç otları ön tekerleğe doldurmuştu siz ise arka tekere doldurduğunuzdan otlar ağırlık altında ezildi, öndeki iç lastiği arkaya takıp öne ot doldurmanız lazımdı dedim.
Atilla gelince benim iç lastiğimin ona uyduğunu görüp yedek lastiğimi verdim. Bisiklet yarış gidonlu olduğundan ben hep iğne siboplu olarak düşünüyordum. 2,5 saatlik zaruri molanın ardından yeniden yola çıktık.
Gebzeden trene binebilmek için artık durmamamız gerekiyordu.






Tempoyu belirlemek için öne geçtim. Başlangıçta adalesinde zorlanma yaşayan Atilla benim tempoma ayak uydurdu. Önümüzde Armutlu çıkışındaki rampa vardı. Rampa uzundu, bir türlü bitmek bilmedi.

 Manzara harikaydı. Az sonra Murat ile Atilla göründüler.
Bakmayın yakın göründüklerine aslında bu kadar uzaktalar. Makinenin zoom u ve panoramik çekim özelliği oldukça başarılı.
 Çamlar arasında çok güzel bir yer.
 Buda gideceğimiz yön.
 Özgür ile Mertte göründü.





Bu noktadan sonra uzun süre durmadan devam ettim. Bir süre toplu halde devam ettikten sonra Atillayla ikimiz diğerleri ile arayı açtık. Armutludan beri rüzgar çok sert olarak karşımızdan esiyordu. Pedal cevirmediğinizde bisiklet yokuş aşağı inerken bile duruyordu. Hızımız oldukça düşmüştü. Esenköy girişinde önümde giden Atilla durup ben arkadakileri bekleyeceğim dedi. Ben devam edeceğimi söyledim ve ayrıldık. Bir süre sonra Mert arayıp Esenköyde yemek yiyeceklerini söyledi. Esenköy çıkışında çok sert bir rampa beni karşıladı. Bende acıkmıştım ve suyumda kalmamıştı. Kumladan aldığım açmayı yiyip yeniden yokuşu çıkmaya başladım. Uzun süredir bisiklete binmediğimden çok zorlandım ama sonunda çıktım. Burası şimdiye kadar karşılaştığım en dik yokuştu. Rampanın devamında bu kadar sert olmasa da iniş ve çıkışlarla devam eden yolda ilerledim. Deniz kenarına indiğimde ise sert rüzgar nefesimi kesiyordu. Mert bir kez daha aradı durumumu sormak için. Esenköyden sonraki köyde mataramı çeşmeden doldurup yola devam ettim. Hava karardığından karşıdan gelen araçların farları beni adeta kör ediyorlardı. Hele uzunlarını yakarak gelenler yüzünden nereye gittiğimi bile kestiremiyordum.
Bir keresinde uzunlarını yakıp gelen araç yüzünden yoldaki pozisyonumu kaybettim. Sağdaki su kanalına düşmemek için sola giderken bir anda araba ile burun buruna geldik. Tıpkı ışığa giden pervane gibiydim. Yada ışık karşısında kaçamayıp yakalanan sığırcık gibi. Fren yapıp durdum, aracın sürücüsü de fren yapıp durdu. Çarpışmamıza ramak kalmıştı. Kardeşim uzunlarını yakmadan gitsen olmuyor mu yönümü kaybettim dedim. Her ikimizde yola devam ettik. Gecenin karanlığında havlayan hatta kovalayan köpeklerin eşliğinde nispeten ıssız yolda bisiklet sürmek oldukça can sıkıcıydı. Oldum olası gece sürüşlerini sevemedim, özellikle de şehir dışında.
Çınarcığa gelirken Mert aradı. Araba ile devam etmeye karar vermişler. Geçerken beni de alın dedim. Belki araç bulamazlar diye de pedal çevirmeye devam edip Çınarcığı geçtim. Yalovaya 12 km kaldığını gösteren tabelayı yaklaşık 2 km geçmiştim Özgür aradı araba bulduklarını beklememi söyledi. Yağmurda atıştırmaya başlamıştı. Tepede kapalı otobüs durağını görünce durağa girdim. Yağmurda şiddetini arttırdı. Yarım saat sonra panelvan ile arkadaşlarım geldiler.


Bisikletimi yükleyip bende araca bindim. Otogarda otobüs bulamayınca otelde kalmayı teklif ettim. Mert kabul etti, diğerleri işleri olduğu için gitmeleri gerektiğini söylediler. Şoförümüzle pazarlık edip kendisini bizi İstanbula götürmesi için ikna ettik.
Feribot kuyruğu çok uzundu. Arkada bacakları tutulanlar yağmura rağmen kendilerini dışarı attılar.




Uzun bir beklemeden sonra feribota binebildik.


Gözlerde yorgunluk ve uyku mahmurluğu var.



Önce Özgür’ü evine bıraktık. Murat ve Atilla bisikletlerini Özgür’ün evine bırakıp metrobüse binmek için yola devam ettiler. Sağ olsun Özgür beni, Murat’ı ve Atillayı geceyi geçirmemiz için ısrarla evine davet etti. Teşekkür ettik. Ben Göztepede inip kayınbiraderimin evine gittiğimde saat 03:00 olmuştu.
Zor ama güzel bir gün geçirdik. Bu turu düzenleyen Murat’a, katılan arkadaşlara ve bize evinin kapılarını açan Özgür’e çok teşekkür ediyorum. Bu turu daha planlı olarak bir kez daha yapacağım.