14 Eylül 2011 Çarşamba

TRANS KAÇKAR 7. GÜN DÖBEDÜZÜ - YUKARI ÇAYMAKÇUR

02 Eylül 2011 Cuma Sabah 05:45 te kalktım. Bu gün en çok merak ettiğim ve en çok çekindiğim parkuru geçmeyi deneyeceğiz.Amacımız Naletleme geçidini aşıp Karadeniz gölüne ulaşıp kamp yapmak ve yarında Yukarı Kavrun üzerinden Aydere ulaşmak. Dışarı çıktığımda arkadaşlarım uyuyorlardı.

Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Dün Döbe düzüne ulaşarak bu gün Naletleme geçidini aşma şansımızı arttırmıştık. Gideceğimiz tarafta sis var ve bu beni yola çıkıp çıkmama konusunda karasızlığa itti.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Biraz yürüyüp keşif yapmaya karar verdim. Amacım keşif yürüyüşü yapıp dün bulamadığımız çeşmeyi bulup keşif yürüyüşü yapmak. Biraz yürüdükten sonra patika sağa devam ediyordu. Bu durumda çeşmeden vazgeçip gideceğimiz yol hakkında bilgi sahibi olmak istedim.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Tepenin üzerine kadar çıkıp arka tarafı görmek istiyordum. Patika yamaçta önce zigzaglar çizerek sonra ise enlemesine giderek yükseliyordu. Oldukça dik olan patıka da yüksüz olarak yürürken bile zorlanıyordum. Dar patikada ilerlerken bir yandan da bisikletimi nasıl götüreceğimi tasarlıyordum.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Bir türlü tepeye ulaşamayınca geri dönmeye karar verdim. Aşağıda arkadaşlarımdan birisi kalkmıştı. Seslenip el salladım ve çay suyunu ocağa koydum diye seslendim. Dönüşte geldiğim patikayı kaybedip daha dik olan küçük bir su yatağından aşağıya indim. Kahvaltıdan sonra yola çıkmaya karar verdik. Önce Naletleme girişini, sonrasında ise Naletleme geçidini geçip aşağıya Karadeniz Gölüne ineceğiz. Kate Clowun yol tarifini sabah bir kez daha okudum Naletleme geçidinden hemen önce birkaç çadırlık bir düzlük ile bir pınar olduğundan söz ediyor. Eğer sis yüzünden Naletlemeyi geçemezsek burada konaklayabiliriz. Yine kitapta kuzeye geçince iklimin ve floranın değiştiği, kuzeyden gelen yağmur bulutları dağı aşamadığından yağmur ve sisin kuzeyde daha sık görüldüğünü yazmıştı. Naletlemeden itibaren yağmura hazırlıklı olmamız lazım. Kamp çevresinde dolaşırken dün yolda gördüğümüz böğürtlenlere burada da rastladım. Bunlar bizim oaradaki böğürtlenden farklıydı. Renkleri pembe olmasına karşın tatlıydılar.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Çadırlarımızı ve eşyalarımızı topladık. Bu aparat bile bu tura nasıl hazırlandığımın, aklıma gelen tüm olasılıkları en ince ayrıntısına kadar nasıl irdelediğimin göstergesidir. İstanbuldan yola çıkmadan izlediğim bir videoda Naletlemeye tırmanan bir bir gezginin sırt çantalarını önlü arkalı astığını görüp bende bu ip ve izolasyon süngerleri yardımı ile heybelerimizi taşıyacağımızı düşünüp yanıma Uğur ile ikimize yetecek kadar ip ve sünger almıştım. Dilberdüzü Olgunlar arasında bu aparatın çok faydasını gördük.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Uğur cep telefonu ile video çekmeye devam ediyordu. Uğurun hem hafıza kartı dolmasın, hem de bloğumdan sizlere izlettirebilmek için makinemi verip bir video çekip anı ölümsüzleştir dedim. İstanbuldan yola çıktığımız bölümde sizlere Uğueun yüzüne dikkatli bakın ve ilerideki günlerde bir daha bakıp değişimi görün demiştim. Uğurun yüzü adeta burun ameliyatı olmuşçasına şişmiş. Bu durumu aslında ilk olarak Uğur fark etti. Abi Erhanla senin yüzleriniz şişiyor acaba benimkide şişiyormu diye sordu. Herhalde yüksek rakımdan olsa gerek.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Uğur benim uzaklaştığım bir anı fırsat bilip çekime devam edip aynı zamanda sağolsun bana sallamayı ihmal etmemiş. Bilmediğiniz ve zorlu bir yola çıktığınızda başınızdaki lidere güvenmek zorundasınız veya o tura hiç çıkmayacaksınız. Uğurun bana güvendiğine eminim ama şartlar ve yorgunluk insanı bir anda farklı düşüncelere sevkedebiliyor. Uğurcuğum medeniyete kavuştuğuna göre sen o 100 TL yi bana ver yeni turların finansmanı için kumbarama atayım. Önce heybelerimizi bir yere kadar çıkarıp bisikletlerimizi almaya geri dönerken ben yine patikayı kaybedip aynı dere yatağından indim. Uğuru arayı kısa tutarak taşımayı gerçekleştirmeyi önerdim. Burada özellikle heybeleri kolaylıkla kaybedebiliriz. Uğur heybelerine sarı yağmur kılıflarını takmıştı, kolay görünmesi için bende yolda yağmur kılıflarını takıp mümkün olduğunca Uğurunkilere yakın yerde bırakmaya özen gösteriyorum. Yavaş yavaş sise yaklaşıyoruz. Burada yakalanırsak arazinin eğiminden dolayıçadır kurma imkanımızda yok.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Yol çok kötü, hatta yol ve patika zaman zaman kayboluyor. Buradan geçen insan sayısı Döbesüzüne göre daha az herhalde dedim. Naletleme girişi göründü ve biz heybeler ve bisikleti ayrı ayrı taşımaya devam ediyoruz.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Naletleme girişinde ilerliyoruz. Tırmanırken aşağıdaki çeşmeyi ve derenin iki yanındaki düzlükleri ile Döbedüzünü gördük. Burada konaklamak için soldaki patikaya sapmayıp düz devam etmek gerekiyormuş. Gideceğimiz yöne göre aslında biz doğru yerde konaklamışız.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Naletleme girişinde kötü olan yol daha da kötüleşti.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Bu kadar yükseldik ve hala yükselmeye devam ediyoruz.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Turun en zor bölümü. Sırt çantası ile çok fazla zorlanacağımızı düşünmüyorum ama bisiklette olunca bu yokuşları iki kez çıkmış oluyoruz. Az önce sözü edilen birkaç çadırlık düzlüğü ve sağdan akan kaynağı gördük.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Naletleme geçidi göründü ben arkadaşlarımın moralini yüksek tutmak için patika ileri doğru yatay gidip oradan dönerek yukarı olaşıyor diyerek eğimi az göstermeye çalışıyorum. Uğur ben bittim karşımıza bir dağ daha çıkarsa gitmem diyor.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Geçide tırmanan patika kısa zigzaglar çizsede gerçekten çok dik. Sonlara doğru sadece bisiklet ve çadırdan oluşan yükümüzü taşımak için bile Uğurla yardımlaştık. Hepimiz çok yorulmuştuk. Hem dinlenmek, hemde moral yükseltmek için tepenin az altında yemek molası vereceğimizi duyurdum. Bisikletlerimizi alıp heybelerin yanına geldiğimizde Erhan yoktu. Yukarı çıkmış ve Naletlemenin tepesine çıkmış. Burada düz yer var burada mola verelim deyince yukarı doğru eşyalarımızı taşımaya başladık. Yukarı çıktığımızda çarşak kaplı nispeten düz bir alan vardı.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Şu karşıdaki yere geldiğimizde aşağısını görebilecektik.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Naletlemeye çıktık. Uğur kutulduğuna şükrediyor. Aslında hepimizde bir sevinç var çünkü transı gerçekleştirdik ve nasılsa kolay bir şekilde aşağı ineceğiz.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Bisikletlerimiz ve yükümüzü 3300 metreden aşırdık.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Daha önce burada kalan gezginler bir yerde zemindeki çarşağı mümkün olduğunca düzeltip taşlarla ördükleri daire şeklinde bir duvar ile rüzgardan korumaya çalıştıkları 1 çadırlık alan vardı. Tam oturacaktık ki karşıdan sisin geldiğini görüp devam ediyoruz sis bastırmadan inelim dedim.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Naletleme geçidinde ilerliyoruz, daha doğrusu ilerlemeye çalışıyoruz. Sisin içine dalıp inmesi çıkmasından daha zor olan kacaman kayaların olduğu patikada ilerleye başladık.
Kimden 02 Eylül 2011 Döbedüzü Yukarı Çaymakçur
Yağmur atıştırmaya başladı. Islanan kayalar buz gibi kayganlaştı. Kayıp kah bisikletlerimizin üzerine düşüyoruz, kah bisikletler düşünce üzerimize devriliyor. Çok erken sevindiğimizi böylece anlıyoeuz. İlerlerken sislerin arasında sırt çantalı üç kişi belirdi. Öndeki Şahin Bey miş. Bizi görünce şaşırdı, bisikletimin önündeki plakayı okudu ve sizi tebrik ederim dedi.Kavrundan çıkıp Karadeniz gölünün üst tarafında bir başka gölün yanında konaklamışlar Mezovit çayırına gideceklermiş ama Naletlemenin arkasından dolaşıp inebileceklerini düşünüyorlar. Bu yolun Dilberdüzü Denizgölü üzerinden mümkün olduğunu bununda 3 günlük bir faaliyet olduğunu söyledim. Haritaları yok, GPS aleti var ama iz dosyaları yok. Benim telefonumda iz dosyaları ve harita var ama telefonun GPSi sis ve bulut yüzünden uyduyu bulamadığından iş görmüyor. Çantamdan Kaçkar haritasını çıkarıp rotaları gösterdim. Ayrıldık ama onlarında gidip gitmemek arasında kararsız kaldıklarını görüyoruz. Bende onlara iniş yolunun durumunu sordum 2 saatlik yolunuz var ve bu şekilde ilerleyeceksiniz dedi. Çaymakçura sapmak için sağda bir patika var oradan gidebilirsiniz ama yolun durumunu bilmiyorum diyor. Karadeniz gölüne inerkek Kavruna veya Çaymakçura inmek için yarın tekrar tırmanacağız. Gerek Uğurun gerekse bizim ru hali göz önüne alındığında bu işi daha da uzatıp zorlamamak gerektiğine karar verip baştan beri hazırda tuttuğum B planını uygulamaya karar verdim. Karadeniz gölüne uğramadan Çaymakçur üzerinden ineceğiz. Ben bir kez daha seslenip Döbedüzünden doğrudan Dilberdüzüne giden kullanılmayan bir yol daha olduğunu söyledim. Uğur abi seni taktir ettim buralara ne kadar vakıf olduğunu gösterdin yalnız adamlar dönmek istiyor sen hala gitmeleri için şuradan da gidersiniz, buradan da gidersiniz diye teşvik ediyorsun dedi. Bir süre sonra Şahin ve arkadaşları geri dönmüşler bizi geçip sislerin arasında geldikleri gibi kayboldular. Kayaların arasından heybem boynumda inmeye devam ediyorum ve Uğur ısrarla heybeleri bagaja bağlamamı öyle daha kolay ineceğimi söylüyor. Sonunda Uğurun sözünü dinleyip dediğini yaptım. Bu şekilde önümü daha kolay görüyordum ama bisiklete hükmetmek zorlaşmıştı. Şimdi yüklü bisikleti kayaların üzerinden aşırmaya çabalıyordum. Yola devam ederken Erhan arkadan seslendi Kavrun bu tarafta gösteriliyor diye. Patika ikiye ayrılıyormuş. Ben sağa sapmışım. Geriye çıktık az bir şey indiğimiz yokuşu yüklü bisikletlerimiz ile. Bir taşın üzerine kırmızı boya ile Kavrun yazılmıştı ve ok ileriyi gösteriyordu. Dikkatli baktığımda sola doğruda işaret taşları konularak bir rota işaretlenmişti. Benim saptığım patıka daha belirgin ve düzgündü. Biz Kavruna gitmeyeceğiz diyerek yeniden ilk saptığım patikaya saptım. Biraz ilerledikten sonra yol bir öncekinden daha kötü bir hal aldı. Bu arada bir kayanın üzerinden aşırdığım bisikletimin arka lastiğ yere vurduğunda sol heybenin bağlantıları kırıldı ve heybe yere düştü. Bir yandan çiseleyen yağmur, bir yandan sis, bir yandan zor yol şartları ile boğuşurken bir bu eksikti. Heybeleri boynuma astığım iple heybeyi bagaja bağlayıp yola devam ettik. Şartlar nedeniyle fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmiyordu. Hepimiz bir an önce konaklayabileceğimiz bir yere daha doğrusu Yukarı Çaymakçura ulaşmak istiyorduk. Patika kayboldu. İşaret taşlarını takip ederek ilerleyerek bir çayıra geldik. Burada bir inek sürüsü vardı. Yol sormak için seslendik ama çoban yoktu. Devam ederken Erhan benim giydim kırmızı istermisin bunlar bana saldırdın dedi ve ardından Uğur telaşla abi kaçmasana dedi. Döndüm baktım inekler peşimizden geliyorlardı. The Kaçkarda ineklerin çok meraklı oldukları gördükleri değişik şeyleri keşfetmek için yanına gittiklerini bu nedenle çasırların sürünün geçiş yolu üzerine kurulmaması gerektiği yazıyordu. Eğer yanınıza gelirlerse batonu yerdeki kayaya veya hayvanın boynuzuna vurup uzaklaştırın. Eğer yine gitmezlerse yerden küçük taş alıp çevresine atın diyordu. Uğur daha önce bunu okumuştu ama o heyecanla yerden koca bir taş alıp ineğin böğrüne attı. Korkmayın arkadaşlar sizi çoban sandılar dedim. Aslında ineklere sevinmiştim. Köy yakında bir yerde olmalıydı. Artık işaret taşlarını ve inek pisliklerini takip ederek ilerliyorduk ki aniden sağanak yağmur başladı. Hemen yan tarafta düz bir yer tespit edip çadır kurmaya giriştik. Uğura yardım edip önce Uğurun çadırını kurduk, sonra birlikte benimkini. İnek pisliklerinin olduğu yere çadırı kurmuştuk ve bu ineklerin buradan geçtiğini gösteriyordu ama yapacak bir şey yok. Saat 16:00 idi. Çadırını kuran Erhan su sesi duyup suyu bulmaya gitti ama bulamadı. Bizde kendisini siste kaybolabileceği konusunda kendisini uyardık. Suyumuz yok. Kaçkarda susuz kaldık desek gülerler. Görüş mesafesi iyice düştü.mataramın ağzını açıp tencere çaydanlık ve tavayı dışarı bıraktım. İçlerine birikecek suyu içerek geceyi geçirmeye çalışacağım. Yağmurdan iç çamaşırıma kadar ıslanmıştım. Islak heybelerimi çadıra atıp içeri girdim. Islak giysilerimi çıkarırken ayaklarımda kurumuş kan lekeleri ve toz toprak olduğunu görünce bu şekilde tuluma girersem kirlenir diye düşünüp üst bedenim çıplak altımda sadece taytla yağmurda yıkanmak için dışarı çıktım. Yağmur durmuş yağan doluymuş. Bacaklarım ıslansın diye ileri uzatıyorum ama çarpan dolu taneleri zıplayıp yere düşüyor, bir türlü bacaklarım ıslanmıyordu. Çadırın kapısından içeri oturup yere serdiğim naylonun üzerine biriken yağmur suları ile ayaklarımı sildim, tuvalet kağıdı ile kuruladım. En azından kaba kiri gitmişti. Çadıra giyip termal içlik, uzun kollu tişört, şort, uzun tayt ve çoraplarımı giyip uyku tulumuma girdim. Dişlerim birbirine vuruyor zangır zangır titriyordum. Daha sonra Erhan ve Uğurda titrediklerini söylediler. Çoraplarım ve taytım heybede hafif nemlenmişler. Biriken suları matarama doldurmak için dışarı çıktığımda sürünün çadırımın yanına kadar geldiğini gördüm. Hoşt diyorum, kışt diyorum, hübe diyorum hayvanlarda hareket yok. Öküz gibi bakıyorlar. Arkadaki boğa ise arada bir burnundan buharlar çıkarıyor. Çıkın dışarıya diye bağırdım arkadaşlara. Bu meraklı hayvanlar pek ala çadırların üzerinden geçip kırabilirler. El birliği ile zorla biraz uzaklaştırabildik. Sabahtan beri aç olduğum aklıma geldi. Bu arada Uğur buyurun gelin zeytin yiyelim diye seslendi ama kimsede dışarı çıkmayı göze alacak cesaret yoktu. Ben beyaz peynir ile pide yedim ve çoraplarım ile uzun taytımı çıkarıp tuluma girip yattım titremem kesilmişti. Uğur yanındaki pide ve zeytinle karnını doyurdu. Erhanın ise yanında kaşar peyniri vardı birde günlerdir bulamadığımız şokellayı bulup yarısını yemiş. Herkes bir şekilde karnını doyurdu. Yağmur bizi bu çayırlıkta yakaladığı için aslında şanslıydık. Yukarıda indiğimiz yolda yakalasaydı mecburen devam edecektik. Doldurduğum yağmur suyundan bir yudum içtim. Tadı tahminimce çaydanlığa sızan ispirto nedeniyle berbattı ama yapacak bir şey yoktu. Uğursa çadırın altına serdiği naylonun üzerinde biriken suları içmiş. Yağmurda acele ile çadırı kurarken yerin eğimine dikkat etmemişim. Uyku tulumuna girip matın üzerine yattığımda eğim yana doğru olduğundan yuvarlanıyorum. Bunu önlemek için bacaklarımı karnıma doğru çekip yan yattım ama eğim uyumak için fazla olduğundan bu durumda vücudumun alt tarafı dengede durabilirken üst kısmımın dönmesini engellemek için başımı yastığa bastırmam gerekiyor. Bu durum zaman içinde boynumun ağrımasına neden oldu. Bundan kurtulmak için zemini düzeltemeyeceğime göre çadırı 90 derece çevirmem gerekiyor ama yağmur beni engelliyor. Bu şekilde direnip yorulduğumda ve dönerken kayıp tekrar vücudumu düzelterek direnirken 90 derece çevirdiğimde bu seferde ayakucuma doğru kayacağım aklıma geldi. Bu durumda tek çözüm çadırı 45 derece çevirmekti. Madem çadırı çeviremiyorum matımı çeviririm diye düşünüp çadırın içinde köşeler arasında çevirip çapraz koydum. Böylece ne yana kayıyordum nede aşağıya. Bu duruma iyi bir çözüm bulmuştum. Bundan sonra eğimli arazide çadırı eğime 45 derece açıyla kuracağım. Gece hışırtı duyup kalktım. Saat 22:30. Dışarı baktım Uğurmuş. Yağmur durmuş ve hava açmış. Samanyolu tüm ihtişamı ile görünüyor. Yeniden çadıra girip bir süre daha ipodumdan müzik dinleyip sonra uyudum. Bu hiç iyi olmadı Naletlemeyi geçince bu işin biteceğine hepimiz inanmıştık ama nerede olduğumuzu bile net olarak bilmiyoruz. Tek bildiğim doğru yolda olduğumuz. Bunu işaret taşlarına, inek sürüsüne ve onların pisliklerine bakarak söylüyorum. Yarın hava şartları düzelirse Aydere ulaşacağımıza eminim.